15 Kasım 2014 Cumartesi

NASIL İNSAN OLURUZ



Bir bilgeye " Nasıl insan oluruz ?" diye sormuşlar.

"Üç adım atlama" gibi bir cevap vermiş bilge kişi:

Önce sana kötülük yapanlara kötülük düşünmemen gelir, İnsanlığa attığın ilk adım budur...

Sana kötülük yapanlara iyilik yapabildiğin an ise ikinci büyük adımı atar ve hakiki insan olmaya başlarsın.

Nihayet, sana iyilik yapanla kötülük yapan arasında bir fark hissetmeyecek hale geldiğin zaman insan olursun.
resim kaynak

26 Ekim 2014 Pazar

JACK VE BOB ' UN HİKAYESİ




Jack yavaşlamadan önce Takometreye baktı: Hız limitinin 50 olduğu yerde 73 ile gidiyordu ve son dört ay içerisinde dördüncü defa polis tarafından durduruluyordu. Bir insan nasıl bu kadar şanssız olabilirdi? Jack arabasını sağa çekti. "İnşallah su anda yanımızdan daha hızlı bir araba geçer" diye düşünüyordu. Polis elinde kalın bir not defteri ile arabadan indi. Bob? Bu Polis Kiliseden Bob degil mi? Jack iyice arabasının koltuğuna sindi.  Bu durum bir cezadan daha kotuydu.Kiliseden tanıdığı bir Polis, arkadaş olduğuna bakmaksızın birini durduruyordu. Hemde hızlı gidip, trafik kurallarını ihlal  ettiği için.
  "Merhaba Bob. Birbirimizi yeniden böyle görmemiz çok ilginç" 
  "Merhaba Jack"
 Bob gülümsemiyordu.
"Beni, karimi ve çocuklarımı görmek için eve giderken yakaladın"
"Evet öyle" 
Bob umursamaz görünüyordu.
"Son günler  eve hep çok geç geldim. Çocuklarım beni uzun suredir hiç görmedi. Ayrıca Diana bana bu aksam Patates ve biftek yiyeceğimizi söyledi. Ne demek istediğimi anlıyor musun?"
"Evet ne demek istediğini anlıyorum. Ayrıca trafik kurallarını ihlal ettiğini de biliyorum." diye cevapladı Bob.
"Eyvah! Bu taktik fazla ise yaramayacak gibi. Taktik değiştirmek gerekli"diye duşundu Jack "Beni kaç ile giderken yakaladın?"
"Yetmiş.Lütfen arabana girer misin?" dedi Bob.
"Ah Bob,bekle bir dakika lütfen.Seni gördüğüm anda Takometreye baktım.Sadece 65 ile gidiyordum."
"Lütfen Jack, arabana gir" diye üsteledi Bob.Jack cani sıkkın bir şekilde arabasına girdi, kapıyı çarparak kapattı.Bob not defterine bir şeyler yazıyordu."Bob niye benim ehliyetimi ve araba ruhsatını istemiyor ki" diye duşundu Jack.
    Ne olursa olsun, bundan sonra kilisede bu adamın yanına oturmaktansa, birkaç Pazar Jack kiliseye gitmeyecekti. Bob kapıyı tıklatıyordu.Jack arabasının penceresini 5 cm kadar açtı. Bob Jack'a bir kağıt verdiğe gitti."Ceza değil bu" diye kendi kendine söylendi Jack. Bir anda sevinmişti.Bu bir yazıydı ve kağıtta şunlar yazıyordu:    
   "Sevgili Jack, benim bir kızım vardı. Altı yasındayken çok hızlı araba kullanan biri tarafından olduruldu. Bu kazadan dolayı, adam cezalandırıldı.3 ay hapishane cezasıydı bu. Bu adam hapishaneden çıkınca kendi çocuklarına sarılıp, öpüp, onları tekrar koklayabildi. Ama ben... Ben kızımı tekrar koklayabilip,öpebilmek için, cennete gidinceye kadar beklemem gerekiyor.Bin defa adamı affetmeye çalıştım. Bin kerede başardığımı zannettim.Belki başarmışımdır, ama hala kızımı düşünüyorum. Lütfen benim için dua et ve dikkat et Jack, tek bir oğlum kaldı."Jack 15 dakika kadar bir sure yerinden kıpırdayamadı. Daha sonra kendine gelip, yavaş evine gitti. Evine varınca, çocuklarına ve karısına sıkıca sarıldı.Hayat çok değerli, sürekli dikkat et. Dikkatli araba kullan ve başkalarının hakkına saygı göster. Hiçbir zaman unutma, istediğin kadar araba satın alabilirsin, ama insan hayatini alamazsın.  
resim kaynak

13 Ekim 2014 Pazartesi

Thoas ile Tereza

   


On yıl önce, karısından boşandığında, başkalarının evlilik kutlamaları gibi o da boşanmasını kutlamıştı. Bildiği kadarıyla bir kadınla aynı evin içinde, birlikte yaşayabilecek yaradılışta değildi, ancak bekarken tam anlamıyla kendi kendisi olabiliyordu.Yaşamını hiçbir kadının gelip de elinde bavuluyla içine yerleşemeyeceği biçimde kurmaya çalışmıştı. Dairesinde tek bir yatak olması bundandı. Yatak yeterince genişti gerçi ama Tomas yattığı kadınlara yanında biri varken uyuyamadığını söyler, onları gece yarısını geçe arabasıyla evlerine götürürdü.
     Onu ilk ziyaretinde Tereza'yla yatmaktan alıkoyanda nezle değildi. İlk gece geniş koltuğunda uyumuş, haftanın geri kalan günlerinde de her gece arabayla hastaneye gitmişti.Oradaki bürosunda açılır kapanır bir karyolası vardı. Oysa bu defa kızın yanında uyudu. Ertesi sabah uyandığında,hala uyumakta olan Tereza'nın elini tuttuğunu gördü.Bütün gece elele mi yatmışlardı yoksa? İnanılacak gibi değildi. Kız uykusunda derin derin soluk alır ve Tomas'ın elini tutarken (sımsıkı; elini kızın elinden kurtaramadı) o son derece büyük bavul da yatağın kenarında duruyordu. Onu uyandırmaktan korktuğu için elini elinden çekip kurtarmaktan kaçındı ve daha iyi görebilmek için yavaşça ondan yana döndü. Tereza'nın üzeri katranlanmış sazdan bir sepete konulup,nehir aşağı yollanan bir çocuk olduğunu bir kere daha geçirdi aklından. İçinde bir çocuk barındıran sepeti dalgalı bir nehirde başıboş bırakamazdı, değil mi? 
     Firavunun kızı,küçük Musa'yı taşıyan sepeti dalgalardan çekip almamış olsaydı,ne Ahdi Atik ne de içinde yaşadığımız uygarlık olmayacaktı! Antik Çağa ait birçok efsane, bırakılmış bir çocuğun kurtarılmasıyla başlamaz mı? Polybus küçük Oedipus'u kanatlarının altına almamış olsaydı, Sofokles en güzel tragedyasını yazamayacaktı! Thomas daha o zamanlar eğretilemelerin tehlikeli olduğunu bilmiyordu. Eğretilemelerle oyun olmaz. Tek bir eğretileme aşkı doğurabilir.
resim kaynak