Atatürk ve Anıları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Atatürk ve Anıları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

10 Kasım 2013 Pazar

Ata'nın pek bilinmeyen özellikleri

Saygı,Sevgi Ve özlemle Anıyoruz ve ARIYORUZ!



-Manastır Askeri Lisesi yıllarından kalan bir alışkanlıkla hayatı boyunca en sevdiği yemek kuru fasulye ve pilav olarak kaldı. Tatlıya düşkün değildi ama cani istediğinde çok sevdiği gül reçelini tercih ederdi.
-Ömrü yetseydi bir dünya turuna çıkıp Türk dili ve tarihi üzerindeki çalışmalarını genişletmek en büyük hayaliydi.
-Reşat Nuri Güntekin’in ünlü “Çalıkuşu” romanını hep yanında taşır, her gün rastgele bir yerinden açar, birkaç sayfa okurdu.
-Atlardan sonra en sevdiği hayvan köpekti. “Fox” adını verdiği köpeği, Gazi`nin yatağının ayak ucunda uyurdu.
-En sevdiği dans vals idi. Müzik zevki çeşitlilik gösteriyordu.Klasik Batı müziği dışında Anadolu ezgilerini de severek dinlerdi.
-Gömleklerinin hepsi beyazdı. Bu gömlekler ilk yıllarda İsviçre`de özel olarak dikilirken sonra yerli mali kullanma kampanyasına öncülük edebilmek için Beyoğlu`nda bir terziye diktirilmeye başlanmıştı.
-Boyu 1.74 idi. Hayatinin son dönemlerine kadar 76 olan kilosu hastalığının ilerlemeye başlamasıyla 46′ya kadar düşmüştü. 43 numara siyah rugan ayakkabı giyerdi.
-Özenli ve temiz bir Türkçe konuşurdu. Ancak bazı kelimeleri Rumeli şivesiyle telaffuz ederdi.
-Sabah kahvaltılarıyla arası hiç hoş değildi.Yataktan kalkar kalkmaz odasındaki divanın üzerine bağdaş kurarak oturur, günün ilk kahvesini sigarasını içerdi. Bir özelliği de kendi kendine tıraş olmamasıydı.
-Evinde, çevresinde hatta konuk olduğu evlerde bile eğri duran eşyaları düzeltmeden rahat edemezdi.
-Bir sabah milletvekilleri ile trene binmişti. Kondüktörün
milletvekillerinden bilet parası almamasına şaşırmış nedenini
sormuştu.Trenin milletvekillerine bedava olduğunu öğrenince epey
sinirlenmiş, “Ne de güzel halkçılık ama” demişti.
-İlk mecliste bir oturum sırasında üyelerden biri laikliğin ne manaya geldiğini anlamadığını söyleyince Gazi çok sinirlenmiş ve elini kürsüye vurarak bir din bilgini olan üyeye cevap vermişti: “Adam olmak demektir hocam, adam olmak!”
-Gittiği yurt gezilerinde kendisi için kurban edilen hayvanlara bakamaz böyle durumlarda sırtını döner yada kesilmelerini engellerdi.
-Askeri lisede öğrenmeye başladığı Fransızca’yı sonraki yıllarda geliştirdi. Zengin bir kelime bilgisi vardı. Konuşurken araya Fransızca sözcükler de eklerdi.
-Kumardan hoşlanmaz ama arkadaşlarıyla fasulyesine poker oynardı. Oyun sonunda kazandıklarını iade ederdi.
-Cephelerde düşmanla göğüs göğüse savaşmış biri olarak en ilginç özelliği savaş meydanları dışında kan görünce fenalaşmasıydı.
-Sportmen kişiliği vardı. Her gün at biner, yüzmeye gider ve bilardo oynardı.
-Eğitim hayatı boyunca en başarılı dersi matematikti. Pozitif bilimlere ilgisi hayatı boyunca sürdü.
-Kuşları çok severdi.Çankaya Köşkünde özel bir bakıcının ilgilendiği güvercinliği vardı.



29 Temmuz 2013 Pazartesi

HACER NİNE



HACER NİNE

Hacer Nine yine bunalmıştı.
İçi içine sığmıyordu.
Beş gözlü evinin içi yine birkaç gündür zindan kesilmişti.
Düşündükçe yüreği yerinden kopuyordu.
Yetmiş yaşındaki bu kimsesizlik ona büsbütün koymuştu.
Kocasını Yemen’de kaybetmişti.
Bir oğlu Balkanlarda, ikisi de çöllerde kalmıştı.
Bir gelini ile üç torunu vardı.
Gelini hastalıktan öldü, torunlarının biri de büyük Muharebede şehit düştü. Birisi İkinci İnönü’den dönmedi.
En son torununu da Sakarya’ya gönderdi.
Bir gün haber aldı ki en son delikanlısı da Duatepe Muharebesinde öteki ağalarının yanına göçüp gitmişti.
Çok ağladı. Fakat, Sakarya Savaşı kazanıldı haberi gelince ağlaması durdu, gülmeye başladı.
Ondan sonra vakit vakit böyle bunalırdı.
Ve her bunalışında çarıklarını çeker, değneğini alır, Ankara’nın yolunu tutardı.
Bu sefer de öyle yaptı.
Saatlerce yürüdükten sonra ikindide Ankara’ya geldi, doğruca gitti, Büyük Millet Meclisi’nin kapısı önünde durup çömeldi.
Aradan biraz vakit geçti, sordular:
- Nine, ne istiyorsun?
- Hiç, hiçbir şey.
- Ya neden burada duruyorsun?
- Onun gözlerini görmek için çıkmasını bekliyorum.
- O dediğin kim?
- Gazi Paşa.
Sonunda hikayesini anlattı ve dedi ki:
- İşte böyle, ara sıra çok bunaldıkça buraya gelirim.

O, Millet Meclisi’nden çıkarken gözlerine bakarım. Mavi göz bebeklerinde bütün şehitlerimin gözlerini görür gibi olurum.
Son içime bir ferahlık dolar, kalkar köyüme giderim.

11 Mart 2013 Pazartesi

Osman Bey,bu delilik nasıl bir şey ?



Mazhar Osman Atatürk'le Görüşmektedir.Bir ara Atatürk Sorar:
-Osman Bey,bu delilik nasıl bir şey ?
-Gazi Paşam az da olsa herkeste bir parça vardır,deyince Atatürk :
-Ne demek istiyorsun,bende de mi var ?
Hoşsohbet ve sözünü esirgemeyen biri olan Mazhar Osman:
-Ohooo...Sizde herkesten bin beteri var.İçeride ve dışarıda dört iklim yedi cihana kafa tutmak akıllı adamın yapacağı iş mi ?
Atatürk dakikalarca güler...