nasihat etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
nasihat etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

9 Nisan 2015 Perşembe

“Her engel, yaşam koşullarınızı iyileştirmenizi sağlayacak bir fırsattır.



Eski zamanlarda bir kral, saraya gelen yolun üzerine kocaman bir kaya koydurmuş, kendisi de neler olacağını görmek için pencereye oturmuştu
Sabahtan öğlene kadar ülkenin en zengin tüccarları, en güçlü kervancıları, saray görevlileri birer birer geldiler ve hepsi kayanın etrafından dolaşıp saraya girdiler. Pek çoğu kralı yüksek sesle eleştirdi.
Halkından bu kadar vergi alıyor, ama yolları temiz tutamıyor.
Daha sonra Saraya meyve ve sebze getiren bir köylü çıkageldi. 
Sırtında taşıdığı küfeyi yere indirerek iki eli ile kayaya sarıldı. Ikına sıkına itmeye başladı.
Sonunda kan ter içinde kaldı ama, kayayı da yolun kenarına çekmeyi başardı.
Tam küfesini yeniden sırtına almak üzereydi ki, kayanın eski yerinde bir kesenin durduğunu gördü. Açtı.. Kese altın doluydu. Bir de kralın notu vardı içinde..
“Bu altınlar kayayı yoldan çeken kişiye aittir” diyordu kral. Köylü, bugün dahi pek çoğumuzun farkında olmadığı bir ders almıştı.
“Her engel, yaşam koşullarınızı iyileştirmenizi sağlayacak bir fırsattır.

resim kaynak

15 Kasım 2014 Cumartesi

NASIL İNSAN OLURUZ



Bir bilgeye " Nasıl insan oluruz ?" diye sormuşlar.

"Üç adım atlama" gibi bir cevap vermiş bilge kişi:

Önce sana kötülük yapanlara kötülük düşünmemen gelir, İnsanlığa attığın ilk adım budur...

Sana kötülük yapanlara iyilik yapabildiğin an ise ikinci büyük adımı atar ve hakiki insan olmaya başlarsın.

Nihayet, sana iyilik yapanla kötülük yapan arasında bir fark hissetmeyecek hale geldiğin zaman insan olursun.
resim kaynak

27 Eylül 2014 Cumartesi

YANKI






Bir adam ve oğlu ormanda yürüyüş yapıyorlarken birden oğlan takılıp düşüyor ve canı yanıp "AHHHHH" diye bağırıyor. İleride bir dağın tepesinden "AHHHHH" diye bir ses duyuyor ve şaşırıyor. Merak ediyor ve "SEN KİMSİN?" diye bağırıyor. Aldığı cevap "SEN KİMSİN?" oluyor. Aldığı cevaba kızıp "SEN BİR KORKAKSIN" diye tekrar bağırıyor. Dağdan gelen ses "SEN BİR KORKAKSIN" diye cevap veriyor.
Çocuk babasına dönüp "BABA NE OLUYOR BÖYLE?" diye soruyor."OĞLUM" diyor adam, "DİNLE VE ÖĞREN!" ve dağa dönüp "SANA HAYRANIM" diye bağırıyor. Gelen cevap "SANA
HAYRANIM" oluyor. Baba tekrar bağırıyor, "SEN MUHTEŞEMSİN!". Gelen cevap "SEN MUHTEŞEMSİN!". Oğlan çok şaşırıyor, ama halen ne olduğunu anlayamıyor.
Babası açıklamasını yapıyor. "İnsanlar buna `Yankı` derler, ama aslında bu `Yaşam`dır. Yaşam daima sana verdiklerini geri verir. Yaşam yaptığımız davranışların aynasıdır. Daha fazla sevgi istediğin zaman, daha çok sev! Daha fazla şevkat istediğinde, daha şevkatli ol! Saygı istiyorsan
insanlara daha çok saygı duy. İnsanların sabırlı olmasını istiyorsan sen de daha sabırlı olmayı öğren. Bu kural yaşamımızın bir parçasıdır, her kesiti için geçerlidir."
Yaşam bir tesadüf değil, yaptıklarınızın aynada bir yansımasıdır.

9 Temmuz 2014 Çarşamba

Kahve



Bir zamanlar her şeyden sürekli, şikayet eden,hayatın ne kadar berbat
olduğundan yakınan bir kız vardı.

Hayat, ona göre, çok karmaşık ve sürekli savaşmaktan, mücadele
etmekten yorulmuştu. Bir problemi çözer çözmez, bir yenisi çıkıyordu
karsısına.

Yine kızın bu yakınmaları karsısında, mesleği aşçılık olan babası ona
bir hayat dersi vermeye niyetlendi.

Bir gün onu mutfağa götürdü üç ayrı cezveyi suyla doldurdu ve ateşin
üzerine koydu. Cezvelerdeki sular kaynamaya başlayınca, bir cezveye bir
patates, diğerine bir yumurta, sonuncusuna da kahve çekirdeklerini
koydu.. Daha sonra kızına tek kelime etmeden, beklemeye başladı
Kızıda hiçbir şey anlamadı, bu faaliyeti seyrediyor ve sonunda
karsIlaşacağı şeyi görmeyi bekliyordu.

Ama o kadar sabırsızdı ki, sızlanmaya ve daha ne kadar
bekleyeceklerini sormaya başladı. Babası onun bu ısrarlı sorularına
cevap vermedi. Yirmi dakika sonra, adam, cezvelerin altındaki ateşi
kapattı.

Birinci cezveden patatesi çıkardı ve bir tabağa koydu.ikincisinden
yumurtayı çıkardı, onu da bir tabağa koydu.Daha sonra son cezvedeki
kahveyi bir fincana boşalttı.

Kızına dönerek sordu:

- Ne görüyorsun ?
- Patates, yumurta ve kahve !! diye alaylı bir cevap verdi kızı.

Daha yakından bak bir de dedi baba, patatese dokun.Kız denileni
yaptı;ve patatesin yumuşamış olduğunu söyledi.

Ayni şekilde,yumurtayı da incele. Kız,kabuğunu soyduğu yumurtanın
katılaştığını gördü.

Sonunda kızının kahveden bir yudum almasını söyledi. Söylenileni
yapan kızın yüzüne, kahvenin nefis tadıyla bir gülümseme yayıldı.

Ama yinede bütün bunlardan bir şey anlamamıştı:

Bütün bunlar ne anlama geliyor baba ?

Babası, patatesin de, yumurtanın da, kahve çekirdeklerinin de ayni
sıkıntıyı yasadıklarını, yani kaynar suyun içinde kaldıklarını
anlattı. Ama her biri bu sıkıntının karsısında farklı tepkiler
vermişlerdi. Patates daha ince sert, güçlü ve tavizsiz
görünürken,kaynar suyun içine girince yumuşamaları ve güçten düşmüştü.
Yumurta ise çok kırılgandı; dışındaki ince kabuğu içindeki sıvıyı
koruyordu. Ama kaynar suda kalınca,yumurtanın içi sertleşmiş ve
katılaşmıştı.

Ancak, kahve çekirdekleri bambaşkaydı. Kaynar suyun içinde
kalınca,kendileri değiştiği gibi suyu da değiştirmişlerdi ve ortaya
tamamen yeni bir şey çıkmıştı.

Sen hangisisin? diye sordu kızına.

Bir sıkıntı kapını çaldığında nasıl tepki vereceksin ?

Patates gibi yumuşayıp ezilecek misin? Yumurta gibi kalbini mi
katılaştıracaksın? Yoksa, kahve çekirdekleri gibi, başına gelen her
olayın duygularını olgunlaştırmasına ve hayatına ayrı bir tat
katmasına izin mi vereceksin?

2 Temmuz 2014 Çarşamba

dört mahalleli kasaba





Küçük bir kasabanın dört ayrı mahallesi varmış. Birinci mahallede Evetama’lar yaşıyormuş. Evetama’lar ne yapılması gerektiğini bildiklerini düşünürlermiş. Yapma zamanı geldiğinde ise “evet, ama” diye cevap verirlermiş. Cevapları hep yanlış olurmuş. Suçu başkalarına atmakta da ustaymışlar.
İkinci mahallede Yapıcam’lar yaşarmış. Ne yapacaklarını bilirlermiş. Kendilerini yapacakları şeye adım adım hazırlarlarmış, ama yapacakları sırada şanslarını kaçırdıklarının farkına varırlarmış. Bu mahallede insanların dizleri dövülmekten yara bere içindeymiş. Yaşamı ertelememek için verdikleri kararı bile ertelerlermiş.
Üçüncü mahallede yaşayan Keşkeci’lerin, hayatı algılama güçleri mükemmelmiş. Neyin yapılması gerektiğini daima en isabetli şekilde bilirlermiş ama, her şey olup bittikten sonra. Keşke’cilerin de başları kanarmış hep, duvarlara vurmaktan!
Kasabanın en yeşil bölgesinde, en güzel evlerin olduğu mahallede ise İyikiyaptım’lar otururmuş. Keşkeci’ler bu mahallede yürüyüşe çıkar, etrafa hayranlıkla bakarlarmış.
Yapıcam’lar Keşkeci’lerle birlikte bu mahallede yürüyüşe çıkmak ister ama bir türlü fırsat bulamazlarmış.
Evetama’larise mahallenin güzelliğini görmek yerine, ağaçların gölgelerinin yeterince geniş olmadığından, güneşin daha erken saatte doğması gerektiğinden şikayet ederlermiş.
İyikiyaptım mahallesindeki insanların kusuru da, beyinlerinde mazeret üretme merkezlerinin olmayışıymış!.

resim kaynak

28 Eylül 2013 Cumartesi

Beyninize bir köpekbalığı atın...



BEYNİNİZE BİR KÖPEK BALIĞI ATIN
Japonlar taze baligi hep cok sevmislerdir.
Fakat Japonya sahillerinde bol balik bulmak mumkun olmamaktadir.
Balikcilar, Japon nufusu doyurabilmek icin
daha buyuk tekneler yaptirip daha uzaklara acilabilmislerdir.
balik icin uzaklara gidildikce, geri donmesi de daha cok vakit alir olmustur.
Donus bir - iki gunden daha uzarsa, tutulan baliklarin da tazeligi
kaybolmaktadir.
Japonlar tazeligi kaybolmus baligin lezzetini sevmemislerdir.
Bu problemi cozebilmek icin balikcilar teknelerine soguk hava depolari
kurdurmuslardir.
Boylece istedikleri kadar uzaga gidip, tuttuklarini da soguk hava
deposunda dondurulmus olarak saklayabileceklerdi.
Ancak Japon halki taze ile donmus balik lezzet farkini hissedebiliyor
ve donmus olanlara fazla para odemek istemiyorlardi.
Balikcilar bu defa teknelerine balik akvaryumlari yaptirdilar.
Baliklar iceride biraz fazla sikisacaklardi, hatta, birbirlerine carpa carpa birazda aptallasacaklardi, ama yine de canli kalabileceklerdi.
Japon halki canli olmasina ragmen bu baliklarin da lezzet farkini anlayabiliyorlardi.
Hareketsiz, uyusmus vaziyette gunlerce yol gelen baligin, canli, diri hareketli taze baliga gore lezzeti yine de etkilenmisti.
Balikcilar nasil olacakta Japonya'ya taze lezzetli baligi getirebileceklerdi ?
Siz olsaydiniz ne yapardiniz ?
Hedeflerinize ulasir ulasmaz, mesela mukemmel bir es buldunuz veya
cok basarili bir firmaya girdiniz, borclari odediniz v.s. Heyecaniniz kaybolmaya baslamaz mi?
Asiri calismaniz gerekmiyorsa rahatlamaz misiniz?
Lotoda buyuk ikramiyeyi kazananlar parayi savurmaya baslamaz mi?
Japonlarin Taze balik probleminde oldugu gibi cozum aslinda basittir.
1950'lerde L.Ron Hubbart'in gozlemledigi uzere "insanoglu ancak hırs
iddiasi icinde bulunursa anormal cabalar sarf eder."
Ne kadar akilli, uzman, inatci iseniz iyi bir problemle ugrasmaktan o
kadar zevk alirsiniz.
Problem sizi ne kadar zorluyorsa ve siz onu adim adim cozebiliyorsaniz
bundan da o derece mutluluk duyarsiniz, heyecan duyarsiniz ve enerji
dolu, canli, ayakta kalirsiniz
Japonlarda baliklari yine teknelerindeki akvaryumlarda tuttular, ancak icine kucuk bir de kopekbaligi attilar.
Bir miktar balik kopekbaligi tarafindan yutulmustu,
ama geride kalanlar son derece hareketli ve taze kalabilmislerdi.
Buradan da gorulecegi uzere problemlerden, uzaklasmaktansa icine atlamak,
bogusmak ve onlari yenmek gerekir.
Problemimiz cok ve cesitli olabilir.
Umitsiz olmayin. Onlari taniyin,
organize edin, kararli olun, daha cok bilgi ve yardim destegi ile onlarla savasin.
Beyninize bir kopekbaligi atin ve nelere ulasabileceginizi o zaman gorun...



22 Eylül 2013 Pazar

Olumsuz Düşünce


Olumsuz düşünce bireyin çevresinden gördüğü toplumsal negatif öğrenme ile gelişen bir engelleyici yargılama biçimidir. Arkadaşlar arasında, ailede, okulda , iş hayatında sosyal hayatta bireyin nedenleri tam açık olmadan konulara olumsuz bakmasını doğurur. Olumsuz düşünce insanoğlunu engelleyen ve bireyin hayatını yıkıma götüren bir urdur. Ve olumsuz düşünce, duygusal bir kanser gibi mücadele etmesi çok zor bir hastalıktır.

Olumsuz düşünme veya olumsuz düşünce günlük yaşantımızdaki konuşmalar içinde sıkça vucüd bulur. Gidin bir kıraathaneya oturun , bir tavşan kanı çay söyleyin kendinize... Ve derin düşüncelere dalmışcasına çevrenizi dinleyin.

En uzun şehir içi otobüse binin ana duraktan. Ve ortalarda bir cam kenarına yerleşip, uyur gibi dinleyin otobüste konuşulanları son durağa ulaşmadan .
•- Beceremezsin !
•- Abi , bizden bişi olmaz yaaa!
•- Hayyatta yapamazsın !
•- Boşuna uğraşma !
•- Kolay mı zannediyosun başarmayı !
•- Sen kim , o iş kim ?
•- Oğlum sana yedirmezler !
•- Hiç heveslenme !
•- Niye uğraşıyon, nasılsa sonuna kadar gidemezsin !
•- Yapamazsın !
•- Tek başına halledemezsin !

Peki OLUMSUZ DÜŞÜNCE birey üzerinde neler yapar ?
•Olumsuz düşünce BULAŞICIDIR. Birey, etkisi altına girdiği olumsuz düşünceyi aldığı çevreden farklı olarak , ilişkide olduğu başka kişilere de bu olumsuz düşünme biçimini aktarır.
•Olumsuz düşünce umudu söndürür. Birey olumsuz düşünme etkisi altında olduğu sürece , iç motivasyonunu dinamik tutan umudunu yitirir.
•Olumsuz düşünce potansiyeli sınırlar. Birey girişimciliğini ve onu harekete geçirecek iç dinamiklerini kaybeder. Ya da var olanı olumsuz düşünme yüzünden kullanamaz.
•Olumsuz düşünce yaşamdan keyif almamızı engeller. Olumsuz düşünme etkisiyle kişiler hayal kurmaz, duygusal monotonluk ve depresyonla yaşamaya başlar.

OLUMSUZ DÜŞÜNCE birey üzerinde ciddi ruhsal hastalıklara sebebiyet verebilir.Olumsuz düşünmek stresi en çok artıran düşünce tarzıdır . Hatta bu stres ve psikolojik bozukluklar beraberinde organik, biyolojik hastalıklara zemin hazırlar.

Ters giden bir durumda herşeyin kötü gittiğini ve gideceğini düşünmek, kendini suçlamak, çaresiz olduğunu hissetmek vs, kesinlikle olumsuz ve faydasız düşüncelerdir. Bunların yerine ufak aksilikleri büyütmemeye çalışmalı, çabalayarak bazı şeyleri düzeltebileceğimize inanmalıyız. Sıkıntı çeken bir insan olarak yalnız olmadığımızı, benzer şeyleri herkesin yaşadığını düşünmeli ve bunun gibi olumlu düşünce tarzlarını geliştirmeliyiz.

Bu yazımızı konumuzla ilgili anlatılagelen bir hikaye ile bitirelim:

Günlerden bir gün kurbağaların yarışı varmış. Hedef, çok yüksek bir kulenin tepesine çıkmakmış. Bir sürü kurbağa da arkadaşlarını seyretmek için toplanmışlar.

Ve yarış başlamış. Gerçekten seyirciler arasında hiçbiri yarışmacıların kulenin tepesine çıkabileceğine inanmıyormuş. Sadece şu sesler duyulabiliyormuş:

- "Zavallılar! Hiçbir zaman başaramayacaklar!"

Yarışmaya başlayan kurbağalar kulenin tepesine ulaşamayınca teker teker yarışı bırakmaya başlamışlar. İçlerinden sadece bir tanesi inatla yılmadan kuleye tırmanmaya çalışıyormuş. Seyirciler bağırıyorlarmış:

- "...Zavallılar! Hiçbir zaman başaramayacaklar!.."

Sonunda, bir tanesi hariç, diğer kurbağaların hepsinin ümitleri kırılmış ve bırakmışlar.

Ama kalan son kurbağa büyük bir gayret ile mücadele ederek kulenin tepesine çıkmayı basarmış. Diğerleri hayret içinde bu isi nasıl başardığını öğrenmek istemişler.

Bir kurbağa ona yaklaşmış ve sormuş.. Bu işi nasıl başardı diye. O anda farkına varmışlar ki, kuleye çıkan kurbağa sağırmış!

Olumsuz düşünen insanları duymayın; onların düşünce ve yargılarına itibar etmeyin... 


  resim kaynak

18 Eylül 2013 Çarşamba

Hayallerinizden Vazgeçmeyin...



Orta ikideyken, büyüdüğü zaman ne olmak ve yapmak istediği konusunda bir kompozisyon yazmasını istedi hocası..

Çocuk bütün gece oturup günün birinde at çiftliğine sahip olmayı hedeflediğini anlatan 7 sayfalık bir kompozisyon yazdı. Hayalini en ince ayrıntılarıyla anlattı. Hatta hayalindeki 200 dönümlük çiftliğin krokisini de çizdi.Binaların, ahırların ve koşu yollarının yerlerini gösterdi. Krokiye, 200 dönümlük arazinin üzerine oturacak 1000 metrekarelik evin ayrıntılı planını da ekledi.
Ertesi gün hocasına sunduğu 7 sayfalık ödev, tam kalbinin sesiydi.. İki gün sonra ödevi geri aldı.
Kağıdın üzerinde kırmızı kalemle yazılmış kocaman bir "0" ve "Dersten sonra beni gör" uyarısı vardı.
"Neden "0" aldım?" diye merakla sordu hocasına çocuk..
"Bu senin yasında bir çocuk için gerçekçi olmayan bir hayal" dedi, hocası.. "Paran yok. Gezginci bir aileden geliyorsun. Kaynağınız yok. At çiftliği kurmak büyük para gerektirir. Önce araziyi satın alman lazım.
Damızlık hayvanlar da alman gerekiyor. Bunu başarman imkansız" ve ekledi:
"Eğer ödevini gerçekçi hedefler belirledikten sonra yeniden yazarsan, o zaman notunu yeniden gözden geçiririm."
Çocuk evine döndü ve uzun düşündü. Babasına danıştı.
"Oğlum" dedi babası "Bu konuda kararını kendin vermelisin. Bu senin hayatin için oldukça önemli bir seçim!."
Çocuk bir hafta kadar düşündükten sonra ödevini hiçbir değişiklik yapmadan geri götürdü hocasına..
"Siz verdiğiniz notu değiştirmeyin" dedi.. "Ben de hayallerimi. ."
 

7 Eylül 2013 Cumartesi

Çocuklarınızı ve içinizdeki çocuğu iyi yetiştirin..



Kızlarınızı iyi yetiştirin.Kendi kendilerine yetmeyi öğretin.
Namuslu olmanın yürekten geçtiğini öğretin. Evden çıkar çıkmaz ilk köşede eteğinin boyunu kısaltmasına gerek olmadığını öğretin.
İstediğini giymeyi öğretin. İnsanın ahlakının sadece kendi beyninde olduğunu öğretin.
Kıskanılmanın sevilmeyle aynı olmadığını öğretin. Kıskanılmanın güzel, saygısızlığın kötü olduğunu öğretin.
Beni çok kıskanır, dışarı çıkarmaz, şunu bunu giydirmez diyen adamla gurur duymamayı bunun aslında kendine hakaret olduğunu öğretin.
Arayıp neredesin ; kiminlesin vs. diyen adama seni tanımadan önce nasıl davranacağımı bilmiyor muydum haddini bil demeyi öğretin.
Eşlerini aldatan erkeklerin yanındaki ikinci kadın olmamayı öğretin.
Oğullarınızı iyi yetiştirin.Karşı cinse saygı duymayı öğretin.
Gece yarısı evine dönen kadının "aranmadığını" öğretin.
Bir kadının omzuna arkadaş olarak da sarılabileceğini öğretin.
Dokunmaktan korkmamasını öğretin.Sevmenin değer verme olduğunu öğretin.
Sahip çıkmayla sahibi olmanın farklı olduğunu öğretin.
Bulunmaz Hint kumaşı olmadıklarını; olsalar bile burun silinen mendillerinde kumaştan yapıldığını; hiç kimseyi küçük görmemeyi öğretin.
Ama bunları önce kendi içinizdeki çocuğa öğretin

5 Haziran 2013 Çarşamba

Bak dostum!


Bak dostum!
Cahil ile dost olma: İlim bilmez, irfan bilmez, söz bilmez; üzülürsün....
Saygısızla dost olma: Usul bilmez, adap bilmez, sınır bilmez; üzülürsün.
Aç gözlü ile dost olma: İkram bilmez, kural bilmez, doymak bilmez; üzülürsün,
Görgüsüzle dost olma: Yol bilmez, yordam bilmez, kural bilmez; üzülürsün.
Kibirliyle dost olma: Hal bilmez, ahval bilmez, gönül bilmez; üzülürsün.
Ukalayla dost olma: Çok konuşur, boş konuşur, kem konuşur; üzülürsün.
Namertle dost olma: Mertlik bilmez, yürek bilmez, dost bilmez; üzülürsün.
— İlim bil, irfan bil, söz bil.
— İkram bil, kural bil, doyum bil.
— Usul bil, adap bil, sınır bil.
— Yol bil, yordam bil.
— Hal bil, ahval bil, gönül bil.
— Çok konuşma, boş konuşma, kem konuşma.
— Mert ol, yürekli ol.
— Kimsenin umudunu kırma.
Sen seni bil; ömrünce bu yeter sana.

[ Şeyh Edebali ]

2 Haziran 2013 Pazar

İki şey



İki şey insanı 'Nitelikli İnsan' yapar:
1- İradeye hakim Olmak
2- Uyumlu Olmak
İki şey 'Ekstra Değer' katar:
1- Hitabet ve diksiyon eğitimi almak
2- Anlayarak hızlı okumayı öğrenmek
İki şey geri bırakır:
1- Kararsızlık
2- Cesaretsizlik
İki şey kaşif yapar:
1- Nitelikli çevre
2- Biraz delilik

İki şey ömür boyu boşa kürek çekmemeni sağlar:
1- Baskın yeteneği bulmak
2- Sevdiğin işi yapmak
İki şey başarının sırrıdır:
1- Ustalardan ustalığı öğrenmek
2- Kendini güncellemek
İki şey başarıyı mutlulukla beraber yakalamanın sırrıdır:
1- Niyetin saf olması
2- Ruhsal farkındalık
İki şey milyonlarca insandan ayırır:
1- Sorunun değil, çözümün parçası olmak
2- Hayata ve her şeye yeni (özgün, orijinal, farklı) bakış açısıyla yaklaşabilmek
İki şey gelişmeyi engeller:
1- Aşırılık (mübalağa, abartı)
2- Felakete odaklanmış olmak
İki şey 'Kalitesiz İnsan'ın özelliğidir:
1- Şikayetçilik
2- Dedikodu
İki şey çözümsüz görünen problemleri bile çözer:
1- Bakış açısını değiştirmek
2- Karşındakinin yerine kendini koyabilmek
İki şey yanlış yapmanı engeller:
1- Şahıs ve olayları akıl ve kalp süzgeçinden geçirmek
2- Hak yememek
İki şey kişiyi gözden düşürür :
1- Demagoji (Laf kalabalığı)
2- Kendini ağıra satmak (övmek, vazgeçilmez göstermek)
İki şey çözüm getirir:
1- Tebessüm
2- Sükut
İki şeyin değeri kaybedilince anlaşılır:
1- Anne
2- Baba
İki şey geri alınmaz:
1- Geçen zaman
2- Söylenen söz
İki şey ulaşmaya değerdir:
1- Sevgi
2- Bilgi
İki şey "hayatta önemli olan her şey" içindir:
1- Nefes alabilmek

2- Nefes verebilme

22 Mayıs 2013 Çarşamba

EĞER-KEŞKE...


Eğer, herkes soğukkanlılığını kaybedip seni suçladıgı zaman, sen soğukkanlılığını koruyabilirsen;
Eğer, herkes senden şüphelendiği halde onların bu şüphesini müsamaha ile karşılayabilirsen;
Eğer, bekleyebilir ve beklemekten yorulmazsan; yahut iftiraya uğrar da, iftira ile mukabelede bulunmazsan; ve aynı zamanda ne cok uysal ne de çok akıllıca bir tavırla konuşmazsan;
Eğer, düşünebildiğin halde düşüncelerin kölesi olmazsan;
Eğer, felaket ve saadetle yüzleşebilir ve bu iki sahtekarı aynı surette karşılayabilirsen;
Eğer, hayatını vakfettiğin şeylerin yıkılışını seyredebilir ve eğilip kırık aletlerle onu tekrar kurabilirsen;
Eğer, iş işten geçtikten sonra kalbini, sinirlerini ve vücudunu tekrar tam faaliyetle seferber edebilip gayene ulaşmaya çalışabilirsen; ve sana "dayan!" diyen iradenden baska hiçbir şeyin kalmadığı zaman dişini sıkmasını bilirsen;
Eğer, halk tabakasıyla konuştuğun halde faziletlerini koruyabilirsen; yahut krallarla dolaştığın halde gururlanıp benliğinden kaybetmezsen;
Eğer, ne sevdiğin dostlarının, ne de düşmanlarının sözleri seni incitmezse;
Eğer, herkesi sayabilir fakat kimseye fazla bağlanmamayı bilirsen;
Eğer, her dakikanın altmış saniyesini doldurabilirsen;
O zaman artık adam olduğunu düşünebilirsin.

Keşke; Göz göze geldiğim an tutsaydım onu kolundan,
Keşke; Keşke hayatı daha çok zorlasaydım,
Keşke; Daha çok baksaydım ağlarken gözyaşımın doyulmaz tadına,
Keşke; Anneme daha çok sarılsaydım,
Keşke; Vazgeçmeseydin benden , ben bütün özlemlerimle sana sokulmuşken,
Keşke; Ayağım takılmadan yürüyebilseydim bu hayatta,
Keşke; Beni düşünmediğine dayanabilecek kadar büyümüş olsaydım,
Keşke; Yalnız uyumak, dikenli bir yatakta çıplak yatmak kadar acı gelmeseydi bana,
Keşke; Git dediğinde arkama bakmadan gidebilecek kadar vazgeçmiş olsaydım senden,
Keşke; Yağmurda üşütüp hasta olana dek dolaşabilseydim, ayaklarım tutmayana kadar beklemeseydim,
Keşke; Yanından geçtiğim minik çocuğun ellerini ısıtabilseydim,
Keşke; Hayat bu kadar ağlarını örmemiş olsaydı hepimiz için,
Keşke; Babamın uykusunda tatlı rüya olsaydım, evini bırakan çirkin çocuk değil,
Keşke; Bırakıp gidecek kadar cesur olsaydım herşeyi,
Keşke; Keşke ayrıldığını sandığım yollar, içimdeki ülkenin en güzel yamacında birleşse,
Keşke; Keşke vazgeçtiklerim tatlı yaramaz çocuklar gibi bekleyip , yakalasalar beni yolun kenarında,
Keşke; Keşke birini vereceği bütün acılara katlanacak kadar sevseydim,
Keşke; Yüzümdeki her kırışıklığın yaşanan bir tecrübe gibi bir anlamı olsaydı şimdi, sadece kırışıklık değil,
Keşke; "Bırak gel" diyebilecek kadar cesur olsaydın,
Keşke; Özlediğimiz biri olsa her zaman, yanındayken bile özlediğimiz,
Keşke; Daha çok kapı açılsa , içine girip her kokuyu alabileceğim odalar bitmese,
Keşke; Zaman yakalamaya çalıştığım küçük bir bisiklet olmasaydı; ben bisikletimle yetişseydim her yere, yetmedi adımlarım yetişmeye,
Keşke; Denize bıraktığım küçük bir kan pıhtısı olmasaydı yavrum, ellerine dokunabilseydim şimdi keşke...
Keşke; Yanmış bir şehirde yapayalnız bırakmasaydım gecelerimi,
Keşke; Daha çok yıldızlara bakabilseydim yıldızlar bu kadar solup, kaybolmamışken,
Keşke; Okulun arkasında ben de içip içip sarhoş olsaydım yanımdakilerden korkmadan,
Keşke; Evin damında gecenin bir yarısı çay demleyip yıldızlara bakarken daha çok ağız dolusu gülebilseydik,
Keşke; İçimdeki hüzün denizi kocaman görkemli, gürültüyle akan bir şelale olsa,
Keşke; Annem bizi bırakıp giderken yanında olabilseydim,
Keşke; Kaçırdıklarım bir sabah yanımda oluverse,
Keşke; Keşke daha çok sindire sindire, ağzımıza burnumuza bulaştıra bulaştıra yaşayabilseydik bu hayatı,
Keşke; Hayallerimin peşinden gitseydim,
Keşke; Kimse ‘Keşke’ demeden yaşasa,
Keşke; Keşkelerimizi tek tek tüketecek kadar vaktimiz olsa…
Keşke; keşkelerimiz bu kadar çok olmasaydı,

20 Mayıs 2013 Pazartesi

KİŞİSEL MİSYON BİLDİRİMİ



KİŞİSEL MİSYON BİLDİRİMİ

    Önce kendi evinde başarılı ol.
    Tanrının yardımını iste ve buna layık ol.
    Dürüstlüğünden hiçbir zaman ödün verme.
    İlgilendiğin kişileri unutma.
    Başkalarının fikirlerini al.
    Bir yargıya varmadan önce her iki tarafı da dinle.
    Orada bulunmayan kimseleri savun.
    İçten ama kararlı ol.
    Her yıl yeni bir konuda yeterlik kazan.
    Yarının işini bugünden tasarla.
    Beklerken elini çabuk tut.
    Her zaman olumlu bir tavır takın.
    Mizah ve hoşgörü anlayışını kaybetme.
    Giyim kuşamında da, iş yerinde de düzenli ol.
    Hatalardan korkma; sadece o hatalara yaratıcı, yapıcı ve düzeltici tepkiler gösterememekten kork.
    Yanında çalışanların başarıya ulaşmalarını kolaylaştır.
    Konuştuğunun iki katını dinle.
    Bütün yeteneklerini ve çabalarını elindeki işe yönelt.
   Bir sonraki işini ya da terfi edilmeyi dert etme.
Rolfe KERR

14 Mayıs 2013 Salı

* HUZUR İÇİN KÜÇÜK SIRLAR***



 
• Küçük bir anlaşmazlığın büyük bir arkadaşlığı bozmasına izin verme.
 
• Hata yaptığını fark ettiğinde, onu hemen düzelt.
 
• Konuşmaktan, sohbetten hoşlanan bir kadın/erkekle evlen.
 
• Yaşlandığınızda, konuşma yeteneğiniz her şeyden daha önemli olacak.
• Biraz yalnız kal.
• Değişikliklere kucak aç, ama değerlerini yitirme.
• Suskunluğun, bazen, en iyi yanıt olduğunu unutma.
 
• Daha çok kitap oku, daha az televizyon seyret.
• İyi ve saygın bir hayat sür. İleride, yaşlandığında ve geçmişi hatırladığında,
bir kez daha nasıl zevk aldığını göreceksin.
• Allah`a güven ama arabanı kilitle. (Deveni bağla sonra tevekkül et).
 
• Evde sevgi dolu bir atmosfer önemlidir.
• Huzurlu ve uyumlu bir ortam yaratmak için elinden geleni yap.
• Sevdiklerinle anlaşmazlığa düştüğünde, o anki duruma önem ver.
• Geçmişte çok yaşama.
 
• Satırlar arasını oku.
• Bildiklerini paylaş. Ölümsüzlüğü elde etmenin bir yoludur.
• Gezegenimize karşı nazik ol.
• Dua et. Duada, ölçülemeyecek bir güç saklıdır.•
• Sana sevgi gösterisinde bulunan birini engelleme.
 
• Başkalarının işine burnunu sokma.
• Yılda bir kez hiç gitmediğin bir yere git.
• Çok para kazanıyorsan eğer, hayattayken, başkalarına yardım et.
Bu, Şansın sana verebileceği en büyük tatmindir.
 • Unutma, istediklerini elde edememek, bazen büyük bir şanstır.

6 Mayıs 2013 Pazartesi

Eğer Hasta Olmak İstemiyorsan




‘Duygularını anlat’
Saklanan ve baskılanan heyecanla...r ve duygular gastrit, ülser, bel fıtığı, bel ağrıları gibi hastalıklara yol açar.
Zamanla duyguların bastırılması kansere dönüşür.
Öyleyse sırlarımızı, hatalarımızı birileriyle paylaşmalıyız.
...Diyalog, konuşma, kelime çok güçlü birer ilaç ve mükemmel birer terapidir.
Eğer hasta olmak istemiyorsan
‘Karar vermelisin!
Kararsız kişi güvensiz endişe ve ıstırap içinde olur.
Kararsızlık sorunları, endişeleri ve çatışmaları çoğaltır.
İnsanlık tarihi kararlardan oluşur.
Karar vermek diğerlerinin kazanması için vazgeçmeyi ve avantajları kaybetmeyi kesinlikle bilmektir.
Kararsız kişiler mide rahatsızlığı, sinir hastalıkları ve cilt sorunları kurbanıdır.
Eğer hasta olmak istemiyorsan
‘Olduğundan farklı yaşama’
Gerçeği saklayan, rol yapan her zaman mutlu olduğu görüntüsü veren, mükemmel görünmek isteyen kişi tonlarca ağırlığı biriktirmektedir.
Ayağı kilden bronz bir heykel gibidir.
Aldatıcı görünerek yaşamak kadar sağlık için kötü bir şey yoktur.
Kaderleri, ilaç, hastane ve acıdır.
Eğer hasta olmak istemiyorsan
‘Kabullen’
Reddecilik ve kendine saygı eksikliği, kendimizi kendimize yabancılaştırır.
Kendimizle barışık olmak sağlıklı yaşamın anahtarıdır.
Bunu kabul etmeyenler kıskanç, taklitçi, aşırı rekabetçi ve yıkıcı olurlar.
Eleştirileri kabullen
Bu bilgelik, akıllılık ve terapidir.
Eğer hasta olmak istemiyorsan
‘Çözümler bul’
Olumsuz kişiler çözüm bulamazlar ve sorunları büyütürler.
Üzülmeyi, dedikoduyu ve kötümserliği tercih ederler
Karanlığı kovman için kibrit yakmalı
Arı ufacıktır ama var olan en tatlı şeylerden birisini üretir
Biz ne düşünüyorsak oyuz
Olumsuz düşünce hastalığa dönüşen negatif enerji üretir.
Eğer hasta olmak istemiyorsan
‘Güven’
Güvenmeyen kişi iletişim kuramaz
Açık değildir derin ve sağlam ilişkiler geliştiremez.
Gerçek arkadaşlıkların nasıl kurulabileceğini bilemez
Güven olmadan bir ilişkide olamaz
Güvensizlik sendeki inancın azlığıdır.
Eğer hasta olmak istemiyorsan
‘Hayatı üzgün yaşama’
Mutlu kişi yaşadığı çevresini geliştirir.
İyi mizah bizi doktorun elinden korur
Mutluluk sağlık ve terapidir...

24 Nisan 2013 Çarşamba

Mutluluk; Sorunsuz bir yaşam değil, sorunlarla başa çıkabilme yeteneği demektir".



Evini bir parti sonrası temizlemek için uğraşıyorsan;
Bir çok arkadaşın var demektir.
Faturalarını ödeyebiliyorsan;
Bir işin var demektir.
Pantolonun biraz sıkıyorsa;
Aç kalmıyorsun demektir.
Gölgen seni izliyorsa;
Güneş ışığını görüyorsun demektir.
Otobüsten indiğin yerden iş yerine yolu uzun buluyorsan;
Yürüyebiliyorsun demektir.
Yanındaki adamın sesinden rahatsız oluyorsan;
Duyuyorsun demektir.
Camları silmen, çatıyı onarman gerekiyorsa;
bir evde yaşıyorsun demektir.
Doğal gaz faturan yüklü geliyorsa;
Isınıyorsun demektir.
Yığınla yıkanacak ve ütülenecek çamaşırların varsa;
Yığınla giyeceğin var demektir.
Çalar saatin sabahın köründe çalıyorsa;
Yaşıyorsun demektir.
"Ve tüm bunların farkına varabiliyorsan, mutlusun demektir".
Mutluluk;
Sorunsuz bir yaşam değil, sorunlarla başa çıkabilme yeteneği demektir".

14 Nisan 2013 Pazar

HAYAT ne?



Bir Bilgeye Sormuşlar...
HAYAT ne? diye
Demiş bilgin; iki yönlü bir yol devam eder bilinmeze.
Sen görmemezlikten gelsen de vardır bir yoldaş her köşesinde,
Bazen çıkarsın zorlukla dar bir yokuştan
bazen de aşarsın dertleri
sanki uçuyormuş gibi inerek buradan.
Peki SEVGİ nedir? demiş biri
Kalbine sığmayacak kadar geniş
Dedikodusunu yapamayacağın kadar temiz,kokusunu alamayacağın kadar uzak,hayal edemeyeceğin kadar yakın...
Ya KORKU nedir? diye atılmış diğeri
Bir yağmur damlasındaki barut kokusu.
Belki de saklanılan bir hayal yontusu,ya bir miniğin haykırışı,ya da yüreği yaralı bir kuşun feryadı....
Peki ya UMUT nerededir? diye atılmış bir umut avcısı.
Bilinmezde değildir bilirim demiş yerini kaygılı ve tasalı.
Aradın boşuna her yeri ama unuttun en kolay yeri besbelli bunu derken işaret etti insanın en derinden yaralanan yerini...
Peki DOST kimdir? diye sormuş biri.
Demiş; paylaştın mı sevgini korkunu ümidini ve yenilgini,verdin mi desteğini sordun mu halini,yolladın mı yüreğini ağladın mı onun gibi. Hissettin mi DOSTLUĞU? demiş diğeri.
Bilgin demiş:
Karşılığı olmadan verilir mi hiç yürekteki sevgi?
Dostluk dediğin; tek bir ruhun iki ayrı bedende dirilmesi..

2 Nisan 2013 Salı

"Parmaklarım ne zaman yeniden çıkacak?



Adam yeni kamyonuna bakmak için evinden çıktığında, üç yaşındaki oğlunun gayet mutlu bir biçimde elindeki çekiçle kamyonunun kaportasını mahvettiğini görmüş. Hemen oğlunun yanına koşmuş ve çocuğun eline çekiçle vurmaya başlamış. Biraz sakinleşince oğlunu hemen hastaneye götürmüş.
Doktor, çocuğun kırılan kemiklerini kurtarmaya çalıştıysa da elinden bir şey gelmemiş ve çocuğun iki elinin parmaklarını kesmek zorunda kalmış. Çocuk ameliyattan çıkıp gözlerini açtığında,bandajlı ellerini fark etmiş ve gayet masum bir ifadeyle, "Babacığım,kamyonuna zarar verdiğim için çok üzgünüm." demiş ve sonra babasına şu soruyu sormuş: "Parmaklarım ne zaman yeniden çıkacak?" Babası eve dönmüş ve hayatına son vermiş.
Birisi masaya süt döktüğünde ya da bir bebeğin ağladığını işittiğinizde bu öyküyü hatırlayın.
Çok sevdiğiniz birine karşı sabrınızı yitirdiğinizi anladığınızda, önce biraz düşünün. Kamyonlar onarılabilir, ama kırılan kemikler ve incinen duygular hiçbir zaman onarılamaz; genellikle kişiyle performansı arasındaki farkı göremeyiz. İnsan hata yapar. Hepimiz hata yaparız. Fakat öfkeyle ve düşünmeden yapılan şeyler, insanı sonsuza kadar rahatsız eder. Harekete geçmeden önce durun ve düşünün. Sabırlı olun. Anlayış gösterin ve sevin.

28 Mart 2013 Perşembe

MUTLULUK BİR VARIŞ DEĞİL, BİR YOLCULUKTUR.



Önce evlendiğimizde hayatın daha iyi olacağına inandırırız kendimizi.
Evlendikten sonra, bir çocuğumuz doğduktan hatta ardından bir tane daha olduktan sonra hayatın daha iyi olacağına inandırırız kendimizi. Sonra çocuklar yeterince büyük olmadıkları için kızar, onlar büyü yünce daha mutlu olacağımıza inanırız. Bundan sonra, ergenlik dönemlerinde çocuklarla uğraşmamız gerektiği için öfkeleniriz. Kendimize, çocuklarımız bu dönemden çıkınca daha mutlu olacağımızı, yeni bir araba alınca, güzel bir tatile çıkınca, emekli olunca, yaşantımızın dört dörtlük olacağını söyleriz. Gerçek ise şu andan daha iyi bir zaman olmadığıdır. Eğer şimdi değil ise ne zaman?... Hayatınız her zaman mücadelelerle dolu olacaktır. En iyisi bunu kabul edip her ne olursa olsun mutlu olmaya karar vermektir. En sevdiğim sözlerden biri Alfred D. Souza' ya aittir. Der ki;
-"Uzun zamandan beridir gerçek hayatın başlamak üzere olduğu izlenimine kapılmıştım. Fakat her zaman yolumun üzerinde bir engel, öncelikle erişilmesi gereken birşey, bitmemiş bir iş, hizmet edilecek zaman, ödenecek bir borç oldu. Sonra hayat başlayacaktı. Sonunda anladım ki bu engeller benim hayatımdı."
Bu görüş acısı, mutluluğa giden bir yol olmadığını gösterdi. Mutluluk yoldur, öyleyse sahip olduğunuz her anın kıymetını bilin ve mutluluğu, vaktinizi harcayacak kadar özel biriyle paylaştığınız için, ona daha fazla değer verin. Unutmayın, zaman hiç kimse için beklemez. Öyleyse;
Okulu bitirene kadar,
100 milyar kazanana kadar,
Çocuklarınız olana kadar,
Çocuklarınız evden ayrılana kadar,
İşe başlayana kadar, Evlenene kadar,
Cuma gecesine kadar,
Pazar sabahına kadar,
Yeni bir araba, ya da ev alana kadar,
Borçları ödeyene kadar,
İlkbahara kadar,
Yaza kadar,
Sonbahara kadar,
Kışa kadar,
Maaş gününe kadar,
Şarkınız söylenene kadar,
Emekli olana kadar,
Ölene kadar...
MUTLU OLMAK İÇİN İÇİNDE BULUNDUĞUNUZ 'AN' DAN DAHA İYİ BİR ZAMAN OLDUĞUNA KARAR VERMEK İÇİN BEKLEMEKTEN VAZGEÇİN.
MUTLULUK BİR VARIŞ DEĞİL, BİR YOLCULUKTUR. "PEK ÇOKLARI MUTLULUĞU İNSANDAN DAHA YÜKSEKTE ARARLAR, BAZILARI DA DAHA ALÇAKTA. OYSA MUTLULUK İNSANIN BOYU HİZASINDADIR."
Unutmayın "YARIN KİMSEYE VAAD EDİLMEMİŞTİR"
Murathan MUNGAN 

27 Mart 2013 Çarşamba

Hayatınız seçtiğiniz kadındır…



Harun Reşit savaşta esir aldığı düşman Generale :-Hayatını bağışlarım ama bir şartım var ‘der. ”Kadınlar hayatta en çok ne ister?” budur bilmek istediğim… Bu sorunun yanıtını getir kurtar kelleni der.
General sorar soruşturur bu çetin sorunun yanıtını aramaya başlar ve Kafdağı’ndaki bir cadının bunu bildiğini öğrenir.Günlerce gecelerce at koşturur, cadıyı bulur ve sorar:
-Kadınlar hayatta en çok ne ister?
Korkunç cadı yanıt için öyle bir şart ileri sürer ki yenilir yutulur cinsten değil…
-Evlen benimle! O zaman öğrenirsin ancak istediğini…
Bu ölümcül teklifi kabul eder General ve doğru yanıtı alır almaz koşar Harun Reşit”e ve :
-Kadınlar en çok kendi özgür iradeleriyle hareket etmek ister!.
Harun Reşit Generalin hayatını bağışlar, ancak General cadıya da evlenmek için söz vermiştir.
Neyse evlenirler. İlk gece General bir bakar ki , o korkunç cadı dünyalar güzeli bir afete dönüşmüş karanlık odada .Konuşur cadı :
- Benim kaderim böyle…. Günün sadece yarısı güzel olabilirim, diğer yarısı çirkinim, der. Ne dersin? Geceleri seninleyken mi güzel olayım, yoksa sen gündüzleri dışarıdayken mi?
General düşünür ve:
- Sen bilirsin kararı kendin ver, der.
İşte o an korkunç cadı sonsuza dek güzel bir kadın olarak kalır.
Peki, bu öyküden çıkarılacak 3 ders nedir?
1. Kadınlar en çok kendi özgür iradeleriyle hareket etmek isterler.
2 .Özgür iradesiyle hareket eden bir kadın her zaman güzeldir.
3. İster güzel olsun, ister çirkin olsun her kadın aslında bir cadıdır:)
Hayatınız seçtiğiniz kadındır.
Zevkli bir kadına rastlarsanız zevkiniz,
bilgili bir kadına rastlarsanız bilginiz,
zeki bir kadına rastlarsanız zekanız gelişir.

Hayat kat kattır. Babil”in Asma Bahçeleri gibi teraslar halinde yükselir ve bir terastan bir terasa sizi kadınlar götürür. Ve bugün durduğunuz teras, seyrettiğiniz manzara, gördüğünüz hayat yanınızdaki kadının terası, manzarası ve hayatıdır…

Hayatınız seçtiğiniz kadındır…