Türk Olmak etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Türk Olmak etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

31 Aralık 2013 Salı

Türklerde Yeni Yıl Ve Çam Ağacı Süslemesi



YILBAŞI
Yılbaşı kutlamalarının dinden çok, kültürle bağlantısı var ve insanlıkla yaşıt… Toplumsal olay ve olguların yazılı  başlangıcı Mezopotamya’da olduğuna göre, yeni yıl etkinlikleri de orada başlar. Yeni yıl ilk kez, günümüzden IV bin  yıl önce  Babil Kulesi’nde ilkbaharda kutlanmaya başlandı. Daha sonar Mısırlılar, çöl topraklarına hayat veren Nil’in taştığı Eylül ayında  kutlayarak sürdürdü. Milattan önce 46 yılında Roma’da Julius Sezartarafından kabul edilen ve günümüzde de halen kullanılan takvimle yeni yıl, Ocak ayının ilk günü olarak belirlendi. Jülyen takvimi bazı değişikliklerle günümüze kadar geldi. Romalılar  yılın ilk ayına, başlangıçların tanrısı,  kapıların koruyucusu Janüs (January) yani Ocak adını verdiler.
Tüm ülkeler, dinler ve kıtalar için  her alanda yeni bir başlangıçanlamı taşıyan yeni yıl, değişik gelenek ve törenlerle karşılanır. Tümünün ortak amacı ise, yeni yılın binbir umutla bolluk ve şans getirmesidir.
NOEL
Uzun süre Yılbaşı, Noel ile bağdaştırılarak, Hıristiyan geleneği diye kutlanması engellenmeye çalışıldı. Oysa Yılbaşı doğal bir olay,  Noel ise dinsel temalıdır. Bizans İmparatoru Konstantin (324-337) zamanında İznik'te toplanan konsülde, 22 Aralık'ta güneşin doğumu için yapılan  Pagan Bayramı'nı İsa'nın doğumu olarak 24 Aralık'a alınıyor ve Noel Bayramı deniliyor. Batı kilisesi ise, yani Katolikler 25 Aralık'ta kutluyorlarmış. Günümüzde Ortodoks ve Katolikler, 24 Aralık gününü Hz.İsa’nın doğumu(Noel), 6 Ocak gününü de Hz. İsa’nın vaftizi olarak kutlarlar.
Noel kelimesinin kökeni Latince natalis /doğum kelimesidir. Bir diğer iddiaya göre Noel kelimesi, Galya dilinde (Keltçe) yenianlamına gelen “noio” ile güneş manasına gelen “hel”in birleşmesiyle oluşmuştur ve “yeni güneş” anlamına gelmektedir. Noel kelimesi o devrin pagan toplumunda yeni yılın başlangıcında yapılan şenliklere ad olmuştur.  Roma İmparatorluğu döneminde halk, mutlu bir olayı karşılamak ve kutlamak için, duygularını“noel, noel” diye bağırarak dile getirirdi. Noel kelimesinin kökeni ile ilgili bir diğer açıklama ise Fransızca “haber” anlamındaki“nouvelle” kelimesinden geldiğidir. Noel ayrıca Almanca’da“kutsal gece” anlamındadır. Günümüzde başta İngilizce konuşan coğrafya olmak üzere bazı Batılı ülkelerde Noel anlamında kullanılan Christmas ve benzeri diğer kelimeler ise Yunanca Khristos (Mesih) ve Latince miss (yollanmış, gönderilmiş) kelimelerinin birleşmesinden oluşmuştur.“Yollanmış, gönderilmiş” kelimelerinin, İsa’nın Son Akşam Yemeği’ndeki son sözlerini sembolize ediyor olabileceği düşünülmektedir.
NOEL BABA
Hıristiyanların Noel Baba dedikleri Aya Nikola, Antalya’nın Patara kasabasında Myra(Demre)’da yaşamış bir azizdir. Rumca’da Aya, aziz demektir. Avrupa’da Saint denir. Kudüs’e giderken çıkan bir fırtınayı dindirdiği için denizcilerin koruyucusu sayılır. Demre’de fakirlere, bilhassa çeyizi olmadığı için evlenemeyen kızlara yardım ettiği anlatılır. Kendisini gizlemek ve fakirleri rencide etmemek için gece fakirlerin evine girip para bırakırmış. Pataralı bir zengin fakir düşmüş; kızlarına çeyiz yapamayacak hale gelmiş. Aya Nikola, gece evinpenceresinden bir kese para bırakmış. Sabah büyük kız keseyi bulup sevinmiş. Diğer iki kızın çeyiz paralarını da pencereleri kapalı olduğu için bacadan atmış. Kese, kuruması için ocağa asılı çorabın içine girmiş. İkonalarda Aya Nikola bu sebeple elinde üç altın top tutarak resmedilir. Noel Baba’nın hediye atması içinocağa çorap asılması geleneği buradan kalmadır. Aynı iyi şansa ulaşma umuduyla bu gelenek, yüzyıllardır sürdürülmektedir.
Aya Nikola, Myra (Demre) kasabasına piskopos tayin edildi. Hazreti İsa’nın dinini yaydığı için çok işkencelere maruz kaldı, hapse atıldı. Burada 342 senesinde vefat etti. Haçlı Seferleri sırasında 1087 senesinde İtalya’nın Bari şehrinden tüccarlar azizin kemiklerini alıp memleketlerine götürdü; burada yapılan bazilikanın içinde gömdüler. Kemiklerin bir parçası bugün Antalya müzesindedir. Hazreti Muhammed’in gelişinden önce yaşadığı için, Müslümanlar kendisini salih bir mümin kabul eder.
Aya Nikola’nın Noel Baba haline sokulması ilk önce Almanya’da görüldü. Bu efsanevi gelenek zamanla Avrupa ülkelerinde yayıldı. Noel Baba’nın şişman, neşeli, kırmızı ve beyaz piskoposluk giysileri içindeki tasvirleri Amerikalılar tarafından gündeme getirildi. Noel Baba olarak bilinen Nikola’nın bazen yalnız, bazen yardımcısıyla ata binerek, bazen de sekiz Ren geyiğinin çektiği arabasıyla evlerin damlarında dolaştığı efsanesi yaygınlaştı.
İnanışa göre sırtında içi hediye dolu bir heybeyle dolaşan Noel Baba evlere bacadan girer ve armağanlarını uslu çocukların ayakkabılarının ya da şöminede asılı çoraplarının içine koyar. Noel Baba, “yaşayan” bir folklorik olaydır.
NOEL AĞACI
Yaprak dökmeyen ağaçların, ölümsüz yaşamın simgesi olarak benimsenmesi çok eskiye dayanır. Türkler, Çinliler, Mısırlılar, Avrupa’daki Pagan topluluklar ve Yahudiler  aynı düşünceyle bu ağaçlara dinî ritüellerinde yer vermişlerdir.
Süslü Noel ağacı geleneği en çok Almanya’da yaygındı. 1605’te başlayan çam süslemesi daha sonra Avusturya, İsviçre, Polonya ve Hollanda’da yayıldı. Göçmen Almanların Kuzey Amerika’ya XVII.asırda götürdükleri Noel ağacı, XIX.asırda moda oldu.Kraliçe Victoria döneminde, XIX.asır ortalarında Noel ağacı geleneği İngiltere’de yayıldı. Kraliçenin Alman asıllı eşi Prens Albert ülkesinin bu geleneğini İngilizlere benimsetti. Çam dallarına kâğıt zincirlerle asılmış güller, rengarenk kurdeleler, mum, şekerlemeler, kek ve meyveler ana süsleri oluşturuyordu.Japonya ve Uzak Doğu’ya XIX. ve XX. asırda Batılı misyonerlerin tanıttığı Noel ağacı geleneği, ince işlenmiş kağıt süsler, renkli fenerlerle donatılmaya başlandı.
Türkler bu geleneğe yabancı değildi. Çünkü Tarih Öncesine dayanan ağaç kültünde, Hayat Ağacı ve rengarenk çaputlarla süslenmiş Dilek Ağacı geleneği günümüzde de, Asya’nın en doğusundan Balkanlar’a kadar her yerde yaşamaktadır.
NOEL ASLINDA  TÜRKLER’İN NARDUGAN BAYRAMI!
Hıristiyanların İsa’nın doğuşu olarak kutladığı Noel bayramı, aslında çok eskiden Türklerin kutladığı “Yeniden doğuş bayramı”dır. Bunu iki kültten öğreniyoruz; Hayat Ağacı ve Güneş…
*Türklerde Ağaç Kültü
Kült kavramı; yerel özellikler içeren dini törenler, töreler ve simgeleri kapsar. Ağaç kültü birçok doğa inançlarının barındırdığı animizmde, ağaçların saygı gösterilmesi gereken bir ruha sahip oldukları ve ağaçlara gösterilen saygının bereketi etkilediğine inanmaktan kaynaklanır.
Eski Türklerin ve Moğolların inancı Tengricilikte ve Kuzey Amerikalı yerli inançlarında, dünyanın merkezinde duran, yer ve gök alemini birleştirdiğine inanılan “Dünyalar Ağacı” vardır. Türklerin inanç sistemindeki Tanrı anlayışı ile Hayat Ağacı arasındaki benzerlikler var. Tanrı kâinatta var değildir, kâinatı yaratandır, tek hâkimdir, hiçbir şeye benzemez, canı veren de O’dur, alan da. Bununla birlikte Hayat Ağacı da tektir, canlıların hayat kaynağıdır, daima canlı ve diridir. Ağaç kültünün izleriOğuzlara kadar korunmuştur. “Bay Terek”, “Temir Kavak” , veya “Hayat Ağacı” denilen kutsal “Evliya Ağaç” inanışına benzer inançlara, sadece Türk Mitolojisinde değil, tüm Dünya mitolojilerinde rastlanır.
Türk Kültüründe Ağaç Kültü, bütün dünya kültürlerinde yaygın şekilde yer alan Hayat Ağacı motifine yoğunlaşmıştır. Türk boylarında Hayat Ağacı çeşitli adlarla anıldığı gibi, Yaratılış kökeni olarak Türk destanlarında da yer alır. Akçam denilen bu evliya ağaç yeryüzünün tam ortasında bulunuyor. Hayat Ağacı ve üzerindeki Kartal motifinin; Türklerde hayatın başlangıcını, ilk insanın yaratılışını; dünyadan uçmak ve ölmeyi de temsil ettiği,destanlar  ve mitlerde açıklanmıştır. Hayat ağacını motif olarak bizim bütün halı, kilim ve işlemelerimizde görebiliriz.
Tanrı tarafından kut verilerek dünyayı yönetmekle görevlendirilmiş olan Türk hakanının bu görevi yerine getirmek için Hayat Ağacı’ndan nasıl güç ve kuvvet aldığı; Türk Kağanlarının mitolojik hayat hikâyeleri ve Türk Destanları’nda“Kurucu Hakan Soyu ve Hayat Ağacı” bağlantısıyla  bol bol karşımıza çıkar. Türk kültüründe göğün direğinin çadır direğiolarak nitelendirildiğini ve Türk hakanlarının cihan hâkimiyetianlayışını; “Güneş tuğumuz-bayrağımız; gök de çadırımız olsun.” cümlesi ile ifade etmiştir. Daha sonra Şaman davullarını dikey bir eksen olarak ortadan bölen kutsal sütun, göğün direğiolması ve Kuzey Sibirya Türklerinden Sahaların “Cırıbına Cırılıatta Kız Baxatıır” destanında göğün ulu direği tasvirinin geçmesi, Hayat Ağacı’ndaki göğün direği motifini açıklar.
Kaşgarlı Mahmud, Oğuzlardan bahsederken, onların yüksek bir dağla yakınlıklarına değinir ve “gözlerine ulu görünen” büyük bir ağaca “Tankrı” dediklerini söyler. Derbent yakınlarında yaşayanKumukların dokunulmaz ve kutsal saydıkları ağacı, “Tenkrihan”olarak adlandırmış olması ve diğer birçok tarihsel bilgi, Türklerin gözünde “Ulu Ağaç”ın, Tanrı’nın ilahi vasıflarını taşıdığını gösteriyor. Osmanlı Devleti’nin kurucusu Osman Gazi’nin uykusuna girip, egemenliğinin nerelere kadar uzanacağını gösteren; üç kıtaya dal-budak salan ve budaklarının gölgesi dört bir yanı örten de ağaçtı... Rüyadaki ağaç motifi, Türk destan kültüründekiHayat Ağacına çok uygun düşüyor.
*Türklerde Güneş Kültü
Proto(Ön)-Türklerin inancında Güneş önemli bir yer tutar. Göğe büyük önem veren veGök Tengri’yi tanrılar tanrısı olarak gören Proto-Türkler; yer yüzündeki tüm canlılarınGüneş sayesinde yaşadıklarını, güneşsiz yaşamın olamayacağını; Güneşin doğuşu ile ortalığın aydınlandığını ve ısındığını, vahşi ve yırtıcı hayvanların inlerine çekildiklerini gözleyince, kadınların doğurganlığı ile güneş arasında bir ilişki kurmuşlardır. Zira, hem Güneş hem de kadınlar yeryüzündeki yaşamın devamını sağlamaktadırlar. Bu nedenle kadınlara önem verip, saygı göstermişlerdir.
Tek ve yaratıcı kudreti ifade için kutsal yerlere Güneş resmiçizilmiştir. Bu hiç bir zaman  Güneş’e taptıkları anlamına gelmez!.. Gökte ve yerde gördükleri en kudretli ve tek olan bu cismi, Yaradanın sembolü olarak kullanmışlar. Çünkü Güneş hayat verir, toprağı canlandırır, bitkileri yeşertir, insanları ısıtır, bazen de kurutur, öldürür. Sonsuz bir enerji kaynağıdır.

Günümüzde bile Uygurlar, dualarında "Ey Güneş’i ısıtan Tanrı!"derler… Yani "Güneş bizi ısıtıyor, ama biliyoruz ki, onu da birısıtan var." Bu anlayış Güneş Kültü’nün günümüze yansımasıdır.

*22 Aralık- Gece x Gündüz Savaşı
“Güneş, hayatın kaynağı olduğundan tüm insanlık için çok önemli. Türklerin inançlarına göre gecelerin kısalıp gündüzlerin uzamaya başladığı 22 Aralık’ta gece gündüzle savaşıyor. Uzun bir savaştan sonra gündüz geceyi yenerek zafer kazanıyor.
Güneşin bu zaferini, yeniden doğuşu; Türkler büyük şenliklerle Akçam ağacı altında kutluyorlar. Güneşin yeniden doğuşu, bir yeni doğum olarak algılanıp, bayram olarak kutlanıyor. Bayramın adı Nardugan (nar=güneş, tugan, dugan=doğan) Doğan Güneş…
Güneşi geri verdi diye Tanrı Ülgen’e dualar ediyorlar. Duaları Tanrıya gitsin diye ağacın altına hediyeler koyuyorlar, dallarına bantlar bağlayarak o yıl için dilekler diliyorlar Tanrıdan.

Nardugan Bayramı için evler temizleniyor. Güzel giysiler giyiliyor. Ağacın etrafında
şarkılar söyleyip oyunlar oynuyorlar. Yaşlılar, büyük babalar, nineler ziyaret ediliyor, aileler bir araya gelerek birlikte yiyip içiyorlar. Yedikleri; yaş ve kuru meyveler, özel yemek ve şekerleme. Bayram, aile ve dostlar bir araya gelerek kutlanırsa ömür çoğalır, uğur gelir anlayışı hakim…
Akçam ağacı yalnız Orta Asya’da yetişiyormuş. Filistin’de bu ağacı bilmezlermiş.
Bu yüzden bu olayın Türklerden Hıristiyanlara geçtiği ve bunu daHunların
Avrupa’ya gelişlerinden sonra onlardan görerek aldıkları söyleniyor. Olayın Hz.İsa’nın doğumu ile hiç ilgisi yok; Doğum, güneşin yeniden doğuşu!..” diye anlatır, Sümerolog Muazzez İlmiye ÇIĞ…
HİNDİ
Hindinin, Noel ve yılbaşı ile hiç alâkası yoktur. Amerika’ya ilk gelen İngiliz göçmenler açlıkla karşılaşmış… Kızılderililerinyardımıyla çabuk yetişen mısır sayesinde felâketten kurtulmuşlar. Mısır hasadı yaptıklarında, Kızılderilileri de davet edip hindi ziyafeti verdiler. Kasım sonundaki bu günü Amerikalılar Şükran Günü  adıyla hâlâ kutlarlar.
Hindinin vatanı Amerika’dır. İlk gelenler bunu Hind Tavuğu sanmış; Hindi tavuğu o zamanlar Türklerin hâkimiyetindeki Batı Afrika’dan Portekizli gemiciler tarafından getirildiği için hindiye “turkey” denmiştir.  
Bir diğer söylenti ise; Amerika’nın keşfedildiği yıllarda Akdeniz ticareti levantenlerin elinde idi. Yeni kıtadan gelen hindiler de İngiliz halkına “Turkey Merchants” adı ile de bilinen “Levant Company” adlı şirket tarafından ulaştırılıyordu. Hatta bu sebepten levantenler İngilizce'de "Turkey merchants" (Hindi tüccarları) olarak da anılırdı. Türkler tarafından getirilen bu yeni kuşun adına da halk Turkey bird (Türk kuşu) veya Turkey cock (Türk horozu) ismini verdi. Aslında keşiften önce de yine Osmanlı denizciler tarafından İngiltere'ye getirilen Gine tavuğu da bir süre Turkey bird olarak anıldıysa da daha sonra bu karmaşa çözülmüştür.
Yeni Yıl kartları ilk kez Kraliçe Victoria döneminde gönderilmiş. Yeni Yılın simgesi sayılan bol tarçınlı kurabiyeler ise ilk kezAlmanya’da yapılarak dağıtılmış. Bu kurabiyelerin, Güney Doğu illerimizde Dinî bayram, Noel ve taziyelerde dağıtılan tarçınlı tatlı çörek İkliçe ile bağlantılı olduğu kuşkusuzdur…
*SONUÇ
Samiha Ayverdi, “Kendi milli varlığını dürbünün ters tarafıyla küçük görmeye başlayan bir milletin yabancı kültürlere kapılanması öldürücü darbedir.” der. Yılbaşı kutlamalarını, her şeyi yapabilme sanıp, çığırından çıkaranlarla; onlara  karşı çıkanların Türk kültüründen habersiz oldukları ortada… Yukarıda açıkladığımız gibi Noel’de, Noel Baba’da, Noel Ağacı ve gelenekleri de; Kültür ve Medeniyet’in diğer alanlarında olduğu gibi, DOĞU kaynaklı olup, çok sonra BATI’ya geçmiştir. Bugün BATI kültürü denilen çok şeyin özümüzde olduğu bir gerçek… Başkalarını rahatsız etmeden, her şeyi dozunda ve kararında yaptığımız, birbirimize hoşgörüyle baktığımız gün, Medenî sayılacağız… Misyonerlerin İncil arasına para koyarak Müslüman çocuk  ve gençleri avlamaya çalıştığı unutulmadan; Yılbaşı ağacına haç ve aziz tasvirlerinin konmasının inancımıza uymadığı, onların yerine hilal ve yıldız sembollerinin takılması tatlı dille telkin edilmelidir... 
İlk gençliğimin geçtiği Mardin’de Yılbaşı geldi mi ortalığı kaplayan tatlı telâşe, kara uygun beyaz yemeklerin pişirilmesi, çocuk ve gençlerin kar yığınlarını aşarak çok uzak mahallelerdeki evlerin kapılarını mani eşliğinde çalarak, hak gördükleri tatlıları(kuru üzüm,cevizli sucuk,pestil,ceviz,fındık,şekerleme) arkalarındaki çuvallara boca edip, evlerine dönmeleri; Millî Piyango çekilişleri sırasındaki sessizliği, küçük eğlenceleri, büyüklerden habersiz yenen kar helvalarını, Süryani evlerinden yayılan ikliçe kokusu ile parlayan renk renk mumların ışıltısını; ülkemin en uygar  şehri İzmir’de halâ hasretle anarım…
2011 YILINDA TÜM UMUTLARIMIZIN GERÇEKLEŞMESİ DİLEĞİYLE,
MUTLU YILLAR TÜRKİYEM!..
*Kaynakça
-Abdülkadir İnan : Eski Türk Dini Tarihi,İstanbul-1976
-Orhan Türkdoğan: Türk Tarihinin Sosyolojisi 1, Ankara-
-Pervin Ergun, Türk Kültüründe Ağaç Kültü, Atatürk Kültür Merkezi Başkanlığı Yayınları, Ankara, 2004.
-Ebru Çetiner : Yılbaşı Gelenekleri ve Yeni Yılın Hikâyesi,www.internethavadis.com
-Haluk Berkmen : Güneş Kültü ve Tanrıçalar, www.astroset.com
-Muazzez İlmiye Çığ : Yılbaşı bir Türk Geleneği!

20 Ekim 2013 Pazar

Türk Hastalıkları...:))



1-Kardan adama tekme atma veya bozmaya calisma hastaligi,

2-Yeni atilmis bir betona basma ve isim yazma hastaligi,

3-Gazete ve dergilerdeki resimlere sakal, biyik ve gözlük yapma hastaligi,

4-En iyi arabayi ben kullaniyorum zannetme hastaligi,

5-Kar topunun içine buz koyma hastaligi,

6-Cep telefonu kullaniminin yasak oldugu ortamlarda Illede görüsme yapma
hastaligi,

7-Belediyenin duraklara koydugu saatlerin yelkovan ve akrebini sökme
hastaligi,

8-Kumsalda Deve güresi yapma hastaligi,

9-Sahin marka arabayi, Dogan görünümlü yapma hastaligi,

10-Agaçlara ve parktaki banklara kalp ve isim bas harfi kazima hastaligi,

11-Derslerini çalisip sinifini geçenleri inek sanma hastaligi,

12-Meslegimizdeki ünvanimizi Ingilizce olarak söyleme hastaligi,

13-Tikky olan insanlarin tikleri ile ugrasma hastaligi,

14-Iskambil kagitlarindan kule yapan birinin kulesini Bozmaya çalisma
hastaligi,

15-Cep telefonu ile bagira bagira konusma hastaligi,

16-Reklam için duvarlara veya panolara yapistirilan afisleri yirtma
hastaligi,

17-Tuvalet duvarlarini defter sanma hastaligi,

18-Otobüs duraklarina "Atesli sevisirim beni ara" yazma hastaligi,

19-Trafikte bizi geçen bir araçi mutlaka yakalayip onu geçmeyi ilke sayma
hastaligi,

20-Sinyal verir vermez serit degistirip, kazaya sebebiyet verdigimizde
sinyal verdik görmüyonmu deme hastaligi,

21-Ara yollardan ana yola çikacak araca yol vermeme hastaligi,

22-Ünlü birini gördügümüzde ona el sallama hastaligi,

23-Ünlü birini gördügümüzde onunla fotoraf çektirip çok samimiyiz havasi
verme hastaligi,

24-Yasamadigimiz bir seyi yasamis gibi anlatip ona kendimizi inandirma
hastaligi,

25-Otobüs duraga yanastiginda illede ön kapidan inmeye çalisma hastaligi,

26-Otobüs koltuklarini yirtma ve üzerlerine acayip acayip yazilar yazma
hastaligi,

27-Minibüs soföriyseniz begenmeseniz bile mutlaka kral fm dinleme
hastaligi,

28-Trafikte kirmizi isikta dururken, yesil isik yanar yanmaz kornaya basma
hastaligi,

29-Trafikte kirmizi isikta dururken burun karistirma hastaligi,

30-Kimsenin herhangi bir konu hakkinda bilgisi olmadigini anladigimiz anda
o konu hakkinda atip tutma hastaligi,

31-Elektrik,su,dogalgaz,vergi,trafik cezasi vb.. faturalari son gününde
ödeme hastaligi,

32-Kar yagdiginda eve bolca ekmek alma hastaligi,

33-Grup halinde bir meydana konan güvercinlerin üzerine kosup onlari
kaçirmaya çalisma hastaligi,

34-Evli olanlarin bekarlara sakin ha evlenme demesi hastaligi,

35-Ayni filme giden insanlarin filmden çiktiktan sonra filmi birbirlerine
anlatmalari hastaligi,

36-18 yasina geldigi gün bara gitme hastaligi,

37-Eline silah geçen birinin hemen o silahla saka yapma ihtiyaci duymasi
hastaligi,

38-Arabayla yolda giderken tanidik birini görünce arabayi sakadan onun
üzerine dogru sürme hastaligi,

39-Takim elbise giyince elini cebe sokma hastaligi,

40-Tuttugu takim galip gelince havaya silah sikma hastaligi,

41-Meslek arkadaslarina mesleki sakalar yapma hastaligi..


resim kaynak

18 Ekim 2013 Cuma

Kendimizi tanıyalım. BİZ TÜRKÜZ..:)



Ancak bir Türk, gözkapaklarını ters çevirerek çocuğuna komiklik yaptığını zannederek korkutabilir.

arkadaşının cep telefonunu çaldır-kapat yapan birini görürseniz, rahatlıkla şu teşhisi koyabilirsiniz; o bir Türk kontörlü cep telefonu kullanıcısıdır.

arabasının egzozunu çamaşır ipiyle bağlamış birini görürseniz bu kesinlikle bir Türk tür.

ancak bir Türk, sigara paketinin içine çakmağını koyarak kaybolmasını önleyebilir.

bir Türk kadını kısa etek giyip oturduğunda binbir zahmetle eteğini aşağı çekiştirerek bacaklarını örtmek için gayret sarf edebilir.

periyodik aralıklarla cetvelle çocuğunun ç..künü ölçüp bununla gurur duyan ya da üzülen şahıs öz be öz bizim adamımızdır.

kışın kızgın sobanın üzerine tüküren sonra da tükürüğünün misket gibi yuvarlanmasını keyifle izleyen şahıs tabii ki bizim kankamızdır.

karpuzu portakal gibi soyarak kesenler bizden başkası değildir.

biri konuşurken araya atlayıp ta affedersiniz sözünüzü balla kestim diyerek hararetli bir şekilde konuşmaya devam eden kişi tabi ki bir Türk tür.

arabanız arıza yapıp yolda kaldığınızda, sorunu öğrenmek için ön kaputu açtığınız zaman yanınıza yanaşanların her biri başka başka sorunlardan bahsediyorsa, bilin ki onlar Türk tür. (karbüratördendir abi, yok be buji uçları yanmıştır, aküye bakın aküye...)

İnternette veya telefonda görüştüğü birisiyle buluşacağı noktaya geldiklerinde birbirlerini tanımak İçin yakalarına kırmızı karanfil takma adeti de bir Türk e aittir.

çok güzel bilgisayarının üzerini yine çok güzel dantel işlemeli bir örtüyle örttüğünü görürseniz yabancılık çekmeyin geleneksel bir Türk evinde siniz demektir.

sırtını ayıya ya da ağır bir arkadaşına çiğneterek şifa bulmaya çalışan birini görürseniz üzülmeyin, bilin ki o acısını dindiriyordur.

sigarası söndürmek yerine filtresinden masaya dik koyan birini görürseniz bilin ki o bir Türk tembelidir.

buhar tutmuş cama parmağıyla çeşitli sanat eserleri çizen ve edebi makaleler yazan kesinlikle bir Türk sanatseverdir.

kürdanla dişini karıştıran birisi önce çıkarıp bakıyorsa, sonra tekrar ağzına koyuyorsa o kişi tabii ki Türk tür.

misafirliğe giden bir anne çocuğunun eve gelip gelmediğini kontrol etmek için evini arayıp da alo diyen çocuğuna ilk olarak geldin mi? diye soruyorsa hiç bir şey yokmuş gibi davranabilirsiniz çünkü o aklı çocuğunda kalmış bir Türk annesidir.

dükkanının kir pas içindeki paspaslarını caddenin ortasına sererek temizleme fikrinin patenti her ne koşulda olursa olsun temizlikten ödün vermeyen bir Türk e aittir.

kontrol kalemini vücudunun herhangi bir yerine dokundurup ışığını yakmaya çalışan kişi kendinde elektrik olup olmadığını kontrol eden bir Türk tür.

ancak bir Türk öğrencisi otobüste tam bilet atmamak için şoföre pasomu evde unuttum abi diyerek kendini belli edebilir.

yağmurlu günlerde bir şemsiyenin altına beş altı kişi sığmaya çalışıyorsa lafı uzatmaya gerek yok çünkü onlar öz be öz Türk tür.

gözlüğünün camını silmek için önce ağzının içine sokup hohlayan daha sonra da gömleğinin kenarıyla iyice ovuşturarak silen kişi tabii ki Türk tür.

fanta ve yedigün gibi portakal aromalı meyveli gazozlara sarı kola diyen birini görürseniz bilin ki bir Türk tür.

her yıl takvim alıp duvarına asan, günü gelince de yapraklarını koparmayıp tuğla gibi bir sene bekleten bir türk ten başkası olamaz.

halıya düşen sigara külünü parmağının ucunu tükürükleyip mıknatıs ucu gibi hiç dağıtmadan alma başarısını sadece bir türk gösterebilir.

buranın suyu şişiriyor , su içsem yarıyor, bugün hiç bir şey yemedim gibi cümleleri sarf eden birisini görürseniz hemen Türk olduğuna dair bir teşhis koyabilirsiniz.

uyuyan birini uyandırıp da ne yapıyorsun burda? diye acayip bir soru soruyorsa, o kişi neden-sonuç ilişkisi hususuna dikkat etmeyen bir Türk tür.

ancak bir Türk şiddetli yağmur yağarken ceketinin yakasını kaldırarak yağmurdan korunacağını sanabilir.

çocuklarına nüfus cüzdanı çıkartırken, erkek çocuklarının yaşını askere geç gitsin büyük yazdıran, kız çocuklarının yaşını ise erkenden evlendiririz mantığıyla büyük yazdıran tabii ki bir Türk ailesidir.

başka yerde bu fiyata bulamazsın. şöyle bir dolaş tekrar bana geleceksin diyen birini görürseniz bilin ki bir Türk esnafla karşı karşıyasınız.

nesneleri canlı varlıklara benzetme muhayyilesi ancak bir Türk te mevcuttur. çiğneme şu eşek kadar sakızı, gömleği sıcak suda yıkarsan böyle bit kadar olur., herifteki arabaya bak yılan gibi

kağıt mendili kumaş mendil gibi günlerce buruşuk şekilde cebinde taşır.

rüzgarlı havalarda küller uçmasın diye küllüğe su koyar.

serçe parmağını kulağına sokup iyice sallayarak karıştırır.

ancak bir Türk gazete bulmacasını hep başkalarına sora sora çözebilme becerisini gösterip , kendisi çözdü diye sevindirik olabilir.

sakal traşı olduktan sonra kanayan yerlerine küçük kağıtlar yapıştırır.

soba borusu aktığında yoğurt kaplarını telle soba borusuna bağlar.

nezle olunca tuvalet kağıdını uzun bir şerit yaparak kullanır.

diş fırçasıyla dişini fırçalamayıp da saçını boyamak için kullanan birini görürseniz , o saçını seven bakımlı bir Türk tür.

konuşma yeteneği olan hayvanlara ilk olarak küfür etmesini öğretir.

sahilde mayosunu kabinde giymek yerine arkadaşlarına havlu tutturarak giymeye çalışıp bir de arkadaşlarına bakmayın lan diye çıkışır.

çorabının kirlenip kirlenmediğini burnuna [sansürlendi]ürerek kısa süreli koklayarak anlayan kişi temizliğine düşkün bir Türk tür.

daha birinci telefon zili çaldığında telefonun basına dikilen ama açmak için ikinci kez çalmasını bekler.

bir dükkana girip , onun bunun fiyatını sorduktan sonra abi araba beş dakka dursun, ben hemen gelicem deyip, 2 saat
sonra gelir.

cebinden çıkardığı paraların içinde en eskisini özenle arayıp bulduktan sonra para üstü verir.

trafikte ambulansın pesine takılarak sıkışıklıktan kurtulup , uyanıklık yaptığını zanneder.

kağıt paraların üzerine not alır ve parayı harcadığı için notu kaybeder ve ya elden ele dolaşacağını bildiğinden
komik yazılar yazar. ( paranın ön yüzüne tehlike anında arkayı çeviriniz yazıp anında çevirince de simdi değil salak tehlike anında yazanlardan bahsediyoruz ..)

çocuğu yanlışlıkla elini kestiği veya düştüğü için ağladığında elini kesti veya düştü diye çocuğunu döver.

taksi tuttuğunda taksicinin yanına oturur ..eğer üç dört kişi taksi tutuyorsa , taksi parasını veren kişi ön koltuğa oturur.

ütü fişi , teyp fişi veya televizyon fişi kablosunun bakir teli dışarı çıkmış ise çocukları elektrik çarpmasın diye bakir teli selobantla
yapıştırır.

ailece televizyon izlenen bir evde kumanda babanın elindeyse ve o ne izlerse diğerleri de onu izlemek zorunda kalır.

çantasının içinde yeni tanıştığı birisine bile çekinmeden göstermek üzere en güzel fotoğraflarını ve aile albümünü
taşıyan birisini görürseniz hemen boynuna sarılmayın yoksa çantayı kafanıza yiyebilirsiniz , çünkü o kişi bir Türk kızıdır.

bir türk esnafı , müşterisinden aldığı parayı önce iki ucundan tutup iki defa gerginleştirir daha sonra da güneşe doğru tutup bakarak sahte olup olmadığını anlar.

evin bir odasının ampulü patladığı zaman yenisini almayıp da fazla kullanmadığı bir odanın ampulünü onun yerine takar.

evinde bulunan saksıların dibini kültablasi olarak kullanır.

dişlerini gazoz açacağı , fındık ve ceviz kıracağı olarak kullanır.

İsinde iyi olan birisini överken hakaretle iltifat eden bir Türk ten başkası olamaz. (şerefsizin oğlu ne is yapmış be
kardeşim, helal olsun)

aracın sinyal lâmbaları dururken kolunu çıkararak dönüyorum hareketi yapar.

yemeğin etini en sona bırakır.

trafik ışıkları kırmızıdan yeşile döndüğünde önündeki herkesi salak sanarak kornaya basar.

dingildeyen bir masanın ayağına kağıt sıkıştırma fikri bir Türk ündür.

dişlerinin arasından viij viij diye ses çıkarır.

tv de film seyrederken filmin oyuncularıyla muhatap olan (dur oraya gitme öldürecekler seni) Türk sinema severlerdir.

arabasına öküz, köpek, horoz sesli korna taktırma fikrinin patenti bir türk e aittir.

gazete kağıdını en iyi şekilde kullanır.(cam silme bezi, külah, mendil,sofra bezi )

plastik yoğurt kabini saksı yapar.

arabasının arkasına yazı yazar .(rahmetli de sollardı, tek rakibim thy,kroyum ama para bende)

uçakta bulunan tanıdıklarına uçak havalandıktan sonra görmeyeceğini bildiği halde el sallar.

çiğnediği sakızı daha sonra çiğnemek üzere kafasındaki tülbende yapıştıran bir Türk kadınından başkası değildir.

tek abdestle beş vakit namaz kılmak için iki büklüm kıvranır.

desenlerini çok beğenerek aldığı yeni bir mobilyanın üstünü başka bir örtü örterek kullanır.

geçirdiği bir trafik kazasından sonra kanlar içinde çıkıp, çarpılmış arabasına üzülür.

tüp kaçırıyor mu, kaçırmıyor mu diye kibrit yakıp kontrol eder.

otoyolda, otomobilin gaz pedalına tuğla koyup, yorulmadan kullanma fikri bir Türk ündür.

elektronik hesap makinesini, uzaktan kumandasını naylona sarmış, üzerine de ambalaj lastiği geçirmiş birini görürseniz Türk tür o. on yıllık bir otomobilin koltuk ambalaj naylonlarını çıkarmadan kullanma becerisini gösterir.

12 Haziran 2013 Çarşamba

Türk Olmak



Sayın J. F. Gökçen'in "Türk olmak nasıl bir duygudur?" konulu yazısı…

Türk Olmak…

Aslında çok şeydir, Türk olmak.

Türk olmak, Osmanlı'nın borcunu ödemektir. Hovarda babanın borçla yaşayan evladı gibi.

Kosova'da ve Bosna'da, Batı Trakya'da ve Makedonya'da bilmem kaç asır geçmişte kalan meselelerin

hesabını vermektir.

Türk olmak;

- Kıbrıs'ta,

- Hocali'de,

- Anadolu'da ve Balkanlar'da soykırıma uğrayıp

- karşılığında yapmadığın soykırımla suclanmaktır.

Türk olmak;

- faşist olmaktır,

- vatanına, milletine, tarihine sahip çıktığında…

- demokrat ve cağdaş olmaktır,

- vatanına, milletine, tarihine sövüldüğünde…

Türk olmak lisanının Avrupa'da yasaklanmasıdır ve yine Türk olmak kendini ve derdini anlatamamaktır.


Avrupa'da hor görülmek Türk olmaktır,

- ataların bir çok asır önce Viyana'yi kuşattığı için hoş görülmemektir

- Tabii ki - sadece kuşatıp; Napolyon gibi bütün Viyana'yı yakmadığın için.

Türk olmak;

- Selanik'te Pontus Anıtı'nın,

- Viyana'da çiğnenen yeniçeri minberinin ve

- Malta'da papazın üzerine bastığı Türk bayrağı heykelinin önünden geçmektir.

Türk olmak zordur, çetindir ve eziyetlidir.

- Üç kıtadan dönüp,

- bir küçük yarımadada misafir muamelesi görmektir.

- Sayısız imparatorluk kurmak Türk olmaktır, aynı zamanda sayısız imparatorluk yıkmak da Türk olmaktır.

Türk olmak;

- Arabaya koşulan ilk atın vatanında,

- ilk yazılı antlaşmanın imzalandığı yurtta,

- yazının bulunduğu,

- paranın icat edildiği

- her metrekaresinden bereket fışkıran bu yurtta,

- kalkınmak icin yabancı sermaye beklemektir.

Türk olmak;

- Truva'dan bu yana,

- Sümer'den bu yana serpilerek gelse de,

- tarihten eski bu topraklarda,

- bütün zamandan damıtılarak gelen yüksek değerlerine rağmen,

- bir haftalık hafiza ile yaşamaktır.

- Doğu Roma'yı da

- Batı Roma'yı da yıkıp,

- yeni Roma olan AB'ye girmeye calışmaktır, Türk olmak.

Türk olmak;

- Mostar'da köprüdür,

- Kerkük'te kaledir,

- İstanbul'da Kızkulesi'dir,

- Anadolu'da buğdaydır,

- Çukurova'da pamuktur,

- Ege'de tütün,

- Karadeniz'de fındık,

- Trakya'da ayçiçeğidir.

Türk olmak;

- Çanakkale'de ölmektir.

- Çanakkale'de ölmeden önce düşmana su vermektir,

- onun yaralısını sırtında kendi hastanesine taşımaktır.

- Düşmanın ardından rahmet okumak,

- kanlısından helallik almaktır.

- Kar yağdığında kayak yapmayı değil, evsizleri düşünmektir.

- Balkon köşesine kuşlar için, kışın ekmek kırıntısı, yazın su koymaktır.

- Yağmura rahmet, kara bereket diye bakmaktır.

Türk olmak;

- harap bir ülkede,

- zengin ülkelerin müstemlekesini reddedip,

- tahtadan kılıç ve ipten üzengi ile,

- paylaşacak ve sahiplenecek tek varlığı fakirlik olmasına rağmen,

- yedi düvele meydan okumaktır.

Türk olmak;

- askere davul-zurna ile uğurlanmaktır,

- belki de dönmeyeceğini bilerek.

Türk olmak;

- annenin, şehit oğlunun ardından; 'Bir oğlum daha olsun, onu da vatan icin göndereceğim.' demesidir.

- Babanin gözyaşlarını tutarak, tabutuna son kez dokunurken 'Vatan sağolsun!' demesidir.
Türk olmak;

- 'Türk çayında radyasyon olmaz!' yalanları ile,

- 'Gusül abdesti alana AIDS bulaşmaz!' dolanları ile yaşamaktır.

Her hükümetin

- enkaz devraldığı, ama

- asla ardında enkaz bırakmadığı ülkede olmaktır.

Türk olmak;

- ecdadın yaşadığı kıtlıktan dolayı, çayın yanında gelen şekerden fazla olanı garsona geri vermektir.

- Ayni nedenle Türk olmak, yemeği ziyan etmekten korkmaktır.

- Göz hakkına, diş kirasına saygıdır.

Türk olmak;

- Evindeki bir kap aşın yarısını Tanrı misafirine vermektir.

- Kendi yerde, misafiri döşekte yatırmaktır Türk olmak.

Türk olmak;

- milli maçta ağlamaktır.

- Ayhan Işık'a, Belgin Doruk'a aşık olmaktır.

Türk olmak;

- aşkını ölesiye sevmektir.

- Aşkı icin ölmektir,

- öldürmektir.

- Sevdiceğinin elini bir kez tutamadan, toprağa girmektir.

En güzel aşk şiirlerini yüreğinde hissetmektir.

Eşkiyaya türkü yakmaktır, Türk olmak.

Milletine sövmektir, ama başkasına sövdürmemektir, Türk olmak.

Türk olmak;

- Yunus'u bilmektir,

- Aşık Veysel'i sevmektir.

- Mevlana'yı, Haci Bektaş-i Veli'yi ve Hoca Yesevî'yi

- tek bir satırını okumasa da yüreğinde taşımaktır.

Türk olmak;

- saz çaldığında,

- ney üflendiğinde,

- kös dövüldüğünde ve kaval çaldığında,

- yüreğinin derinlerinde bir sızı sezmektir,

- bir de Yemen Türküsü'nde...

- Hayatın sana verdiklerine 'Nasip',

- vermediklerine 'Kısmet'demektir.

- Her işin 'Hayırlısına'inanmaktır ve

- ağlamamak için çok gülmekten çekinmektir.

Türk olmak;

- Asya'da batılı,

- Avrupa'da doğulu diye tepki görmektir.

Irk sözünü bilmeden yaşamak, yaradılanı Yaradan'dan ötürü sevmektir.

- Magazin programları ile dizilerin arasına sıkışsa da,

- silkinip üzerindeki ölü toprağını atabilmektir.

Türk olmak;

- mahalle maçı için ayni saatte,

- on kişi buluşamazken,

- milyon kişinin bir araya gelmesidir.

- Tavla oynarken bile kavga ederken,

- milyon kişinin kavga etmeden gösteri yapabilmesidir.

Türk olmak;

- buhran zamanında Arjantin'de de mağazalar yağmalanırken,

- daha ağır buhranda sıraya girerek,

- sorumlusuna en ağır cezayi tek bir cam kırmadan  sandıkta kesmektir.

Türk olmak;

- en zayif gününde bile dünyaya meydan okumak,

- en dertli gününde bile her ufunetin bir şafakta biteceğini bilerek

- tevekkül göstermektir.

Zor iştir Türk olmak.


Türk olmak;

- Anadolu'da her düşen yağmur damlasına hamdetmek,

- her çıkan başak için şükretmektir.


Türk olmak,

medeniyetler mezarlığı Anadolu'da dik durabilmektir