Annelik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Annelik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

18 Temmuz 2014 Cuma

Kız Çocukları...



Zengin bir çift, Meksika'da bir tatil beldesine geldiler.

Adam arkadaşlarıyla golf oynamak için golf sahasına yöneldi. Kadın yılda bir kez düzenlenen ve aradığı antika eşyaları bulacağına emin olduğu özel bir açık artırmaya davetliydi.

Kendisini açık artırmanın yapılacağı yere götürmesi için bir taksi çevirdi. Yolda taksi sürücüsü direksiyon hakimiyetini kaybetti ve bir at arabasına çarptı.

Hayvanlar ve at arabasının üzerindeki meyveler dört tarafa saçıldı.

Çarpmanın etkisiyle at arabasının üzerinde oturmakta olan 10 yaşında iki çocuk fırlayıp çalıların arasına düştü.

Kadın başından yaralanmış olduğu halde çocukların iyi olup olmadıklarını görmek için yanlarına koştu. Çocuklar sersemlemişlerdi ve kanlar içindeydiler.

Kadın yanlarına yaklaşınca korkuyla geri çekildiler.

Kadın onların güvenini kazanmak için dört küçük çocuğuyla çektirdiği bir fotoğrafını çıkardı. Fotoğrafı daha iyi görmek için kadına yaklaşan çocuklardan biri kırık dökük bir İngilizce ile sordu:

- " Sen anne?"

Kadın gülümsedi. " Evet, ben anne."

Çocuklar hemen kadının kucağına atıldılar ve ona sarılıp titremeleri geçene kadar öylece kaldılar. Kadın birinin bacağında derin bir yara olduğunu gördü.

Etrafta bez parçası bulamayınca pahalı elbisesinden bir pa koparıp yarayı sardı.

Taksi sürücüsü yardım getirmeye gitmişti. Hep birlikte beklerken yanlarında külüstür bir araba durdu. Sürücü, para verirlerse, onları güvenli bir yere götüreceğini söyledi.

Kadın " Memnuniyetle" dedi. Ama çocuklar meyvelerin yanından ayrılmak istemiyorlardı. Bunları satmak için pazara gidiyorlardı ve akşam eve elleri boş dönerlerse başlarına belâ açılırdı. Kadın çocuklara 25'er dolar verdi, bu yeter de artardı.

Hastaneye vardıklarında çocukları hastaneye kabul etmediler, ta ki kadın tedavi masraflarını vereceğini söyleyene kadar.

İki saat sonra işleri bitince kadın çocukları eve götürmek üzere bir limuzin çağırdı. Ne kadar şanslı olduklarını görüp sevinen çocuklar limuzine bindikten sonra aralarında İspanyolca konuşmaya başladılar.

Kadın duyduklarının tek bir sözcüğünü bile anlamıyordu, ama onların neşeli halleri hoşuna gidiyordu. Yolda bir yerde çocuklar sürücüden durmasını istediler.

Limuzinden inip küçük bir kızın devrilmiş oyuncak arabasını düzeltmesine yardım ettiler. Onu ve iki kız arkadaşını kendileriyle birlikte limuzine davet ettiler. Şimdi beşi birden hiç durmamacasına konuşuyorlardı.

Köye varana kadar çocuklar şoförü birkaç kere daha durdurup başka kızları da limuzine aldılar. Köye ulaştıklarında arabayı doldurmuşlardı.

Köyde çocuklar arabadan inip gözden kayboldular. Ama daha kadın oradan ayrılmadan yeniden arabanın çevresinde belirdiler. Her birinin elinde birer külah dondurma vardı.

Kadın, şoföre, " Neden değerli paralarını yabancılara dondurma alarak harcıyorlar?" diye sordu."

Ve bu küçük kızlara neden bu kadar kibar davranıyorlar?"

Şoför çocuklara döndü. Gülümseyişleri, yılbaşı ağaçları gibi ışıl ışıldı. Kadına sıkı sıkı sarılıp gururla yanıt verdiler, "Tenemos que cuidarles a ellas especialmente, porque algun dia ellas van a ser una madra para alguien."

" Ne diyorlar?" diye şoföre sordu kadın.

" Onlara özel bir ilgi göstermeliyiz, çünkü bir gün onlar da sizin gibi, birinin annesi olacaklar!"

5 Aralık 2013 Perşembe

Bir ayrılık öyküsü




(Basit bir öykü bu... Bir oğlun annesine erken vedasını anlatan bir aşk hikayesi... Tek çocukların ve tek çocuk annelerinin daha iyi anlayacağı bir yaşam tecrübesi...)


Tek çocuk olmak nedir, olanlar bilir. Ben onlardan biriyim.
İki kardeşseniz ikinize birer kazak alınır.
Tek çocuksanız anneniz iki kazak alır.
Biri siyah, öbürü beyaz...
Sevinçle önce siyahı giyip "Nasıl olmuş?" diye koşarsınız.
Anneniz ağlamaklı bakar:
"Beyazı beğenmedin mi?"
Bilirsiniz ki, beyazı önce giyseydiniz aynı sorunun siyahlı versiyonuyla karşılaşacaktınız.

Pamuklar içinde...
Başta minnetle belirteyim; el üstünde, pamuklar içinde büyütüldüm ben...
Bir dediği iki edilmeyenlerden...
Öyle varlıklı bir aile değildik; o yüzden aklınıza, her istediği alınan, her gördüğüne sahip olan bir çocuk gelmesin...
Tersine, bütçe nedir erken öğrenen, harcama sınırlarını bilen, imrense de istemeyen cinsten bir çocuktum ben...
Dünyevi değil, manevi pamuklardı beni sarmalayanlar...
Daha doğru dürüst konuşma bilmezken annem geceleri saatlerce kitap okurdu başucumda...
"Daha" dedikçe, daha okurdu.
Uyuyamazsam dizinde uyuturdu.
Ne zaman hasta olsam, o daima başucumda olurdu.
Dizimi çarpsam, kırık not alsam, gönlümü hak etmeyen birine kaptırsam, benimle konuşur, avuturdu.
Sadece annem değil, sırdaşım, yoldaşım, dostumdu (Hâlâ öyledir ya).
Sevgi arsızıydım ama arada okkalı bir şamarını yediğim de olurdu.
Annelerin çoğu gibi belki...
Ama -yine herkesinki gibi tabii-; bana özel benimki...

Bir yaşam stajı
Erkek çocuk için, ana-oğul ilişkisi, kadınlarla istikbalde kuracağı ilişkinin provasıdır.
Şansına göre; hayatı boyunca onun gibi bir kadın arayacak ya da onun gibilerden kaçacaktır.
Ne kadar inkar etse de hayatına giren kadınları onunla kıyaslayacaktır.
Pek az kadında, ondan gördüğü karşılıksız sevgiyi, uğruna ömür vakfetmeyi bulacak; bulduğunda ihya olacak, bulamazsa büyük hayal kırıklığına uğrayacaktır.
Bazen de annesinin aşırı sevgisinden bunalacak; kendini bu sımsıcak sevgi havuzundan hayat denilen hoyrat okyanusun hırçın dalgalarına atacaktır.
Ben öyle yaptım.
Bir gün ayrılması mukadder yolları; bilerek erken ayırdım.
O yolda sadece kendimi bulmak değil; onun da bensiz bir hayat kurmasına yardımcı olmaktı amacım...
Belki haklıydım; belki yanıldım.

Can ile Civan
Şöyle oldu: Üniversite çağındaydım.
İş bulmuş çalışıyordum.
Evde bütün ömrünü bana adamış iki insan vardı ama ben bunun konforunda, bir elim yağda, bir elim balda keyif sürmek değil, bedeli ne olursa olsun kendi hayatımı çizmek istiyordum.
Ben ömür boyu o pamuklarla sarmalanmış yaşayamayacağımı biliyordum. Bir an önce taşın soğukluğunu hissetmek, sokakla mücadele etmek, belalarla yapayalnız baş etmek istiyordum.
Bir kanaryamız vardı; adı Civan... İkimiz de sevgiye boğulmuştuk; yemeğimiz önümüze gelirdi; gün boyu keyifle şarkı söylerdik ama galiba Can da Civan gibi, bütün bu konforun içinde, bir altın kafeste hissediyordu kendini...
Kanatlanıp uçmak istiyordu.

"Gitmeliyim"
Ve uçtum bir gün...
O gün, dün gibi aklımda hâlâ...
Okuldan bir arkadaşımla şehrin öbür ucunda bir bekar evi tutmuştuk.
Bir akşam vakti, bu yeni durumu ailede konuşmuştuk.
Anlatması zordu, nedensizdi.
Etrafımızda örneği yoktu; benzersizdi.
Şaşırdılar; belki içten içe kırıldılar; suçu kendilerinde aradılar.
Ama bana yansıtmadılar.
Birkaç soru sordular:
"Nasıl geçinirsin?"
"Ne yer ne içersin?"
Ve sonuç:
"Sen bilirsin."

"Haydi git!"
Kafesten çıkıp gökyüzüyle tanışan bir kuş kadar özgürdüm; bir o kadar acemi...
Yine de, taşınma günü geldiğinde kaygıdan çok heyecan vardı yüreğimde...
Eşyalarımı paketledim. Birlikte oturacağım arkadaştan yardım rica ettim.
Geldi; tek tek taşıdık kutuları arabaya...
Veda vakti gelmişti. Aynı şehirde olacaktım; belki her gün uğrayacaktım ama yine de gidiş gidişti.
Vedalaşma gerektirirdi.
Abartmamak için "Haydi eyvallah" dedim; "...akşama gelirim."
Hiçbir farklılık yokmuş gibi çıktım gittim.
Sonra bir eşyamı unuttuğumu fark edip döndüm geri; kapıyı çaldım. Açtığımda annem ağlıyordu; babam teselliye çalışıyordu.
"Git haydi" dedi gözyaşını gizlemeye çalışırken annem; "Bir şey yok... Biz hallederiz."
Bu "basit" kararla ne derin bir yara açtığımı o zaman anladım.
Yine de caymadım.

Altın kafesin dışında
Bir süre iki ev arasında mekik dokudum; onları bunun bir ayrılık olmadığına inandırma uğruna bir hayli yoruldum.
Uzun süre gelmediler yeni eve...
Geldiklerinde de hayret ettiler, onca ev işini becerebilmeme...
Baba ocağında, kıyamadıklarından, bir ampul takmamı bile istememişlerdi; ayrı eve çıktığımda bir ampulü takamaz haldeydim.
Şimdi atan sigortaları tamir edebilecek kıvama gelmiştim.
Bulaşık, yemek, ev idaresi... Yeni bir yaşam dersi başlamıştı.
Bu kez korunaksız, kalkansızdı. Öyle olduğu için de başarmanın keyfi inanılmazdı.
Annem, elleriyle yetiştirdiği narin kuşun uçmasını gizliden bir gamla ama iftiharla izliyor; gamını içine gömüyor, iftiharını gözbebeklerine yansıtıyordu.

Yeni hayat
Çocuk doğurmak nasıl tarihi bir sınır çizgisi ise kadınların hayatında; çocuğundan ayrılmak da öyle galiba...
İlki nasıl bir anda dolduruyorsa hayatı; ikincisi öylesine büyük bir hızla boşaltıveriyor.
Ve anne, nasıl bu kadar hızla büyüyüverdiğine hâlâ inanamadığı evladının kırık dökük hatıraları, eski fotoğrafları, dünkü oyuncakları, minicik zıbınları ile baş başa kalıveriyor.
Benim annem de öyle oldu.
Can yuvadan uçtuktan sonra Civan'la baş başa kalmışlardı.
O da çok yaşamadı benim ardımdan...
Ev hepten sessizleşti.
Yeni bir evlat için çok geçti; yeni bir kuşa yürek yetmezdi.
Yüzlerini birbirlerine döndüler.
Yeni baştan bir yaşam ördüler.

İki adama bir ömür
İki adama bir ömür veren kadın, muhtemelen bir hayli zorlandı bu ayrılıkta...
Belki ben de zorlandım; zorlandığımı hissedip bundan gizli bir tat almasından da hoşlandım.
Hem onsuz olamayacağımın göstergesiydi bu; hem zorlansam da inatla başarmaya çalışacağımın...
İkisinde de kendisi için bir gurur payı vardı. İşte yalnız da ayakta durabilen bir evlat yaratmıştı ama bu başarı, sonuçta kendisini yalnız bırakmıştı.
Savaşı kazanacak barutu bulan ama o barutla ilk sırada vurulan bir nefer gibi gururu kederine bulanmıştı.

Seni seviyorum!
Uzun yıllar geçti aradan...
Yuvadan uçurdukları kuş; yuva kurdu, kuş sahibi oldu.
Karşılıksız sevmeyi, almadan vermeyi, haram yememeyi nasıl öğrendiyse öyle öğretmeye çalıştı.
Bir gün kuşun yuvadan uçabileceği fikrine alıştı.
Bugün biliyor ki yazdıkları, biraz da uzak bebekliğinin gecelerinde kulağına fısıldanan o kitaplardan aklında kalanlardır.
Konuştukları, annesinin gençlik öğütlerinden hatırlananlar...
Sevdikleri, sevildiği yıllardan örnek alınanlar...
Bugün, eski kafesinde yeni bir Civan'ı var annemin... Bir gün gidivereceğini artık bilerek; ama bundan kederlenmeyerek şimdi onu büyütüyor.
İki adama adanmış zorlu bir yaşamda, erken vurmuş bir ayrılık acısıyla, eski zıbınlar, hatıralar, fotoğraflar arasında, bugün de varlığıyla bana güç veriyor.
Erken ayrıldıysak da aslında hiç ayrılmadığımızı biliyor.
Onu ne çok sevdiğimi de...
Her daim seveceğimi de...

CAN DUNDAR


resim kaynak

29 Kasım 2013 Cuma

SEVGİ VE GÜZELLİK



"Bebeğimi görebilir miyim" dedi yeni anne. Kucağına yumuşak bir bohça verildi ve mutlu anne, bebeğinin minik yüzünü görmek için kundağını açtığında şaşkınlıktan adeta nutku tutuldu!
Anne ve bebeğini seyreden doktor hızla arkasını döndü ve camdan bakmaya başladı.Bebeğin kulakları yoktu...Muayenelerde, bebeğin duyma yetisinin etkilenmediği,sadece görünüşü bozan bir kulak yoksunluğu olduğu anlaşıldı.

Aradan yıllar geçti, çocuk büyüdü ve okula başladı. Bir gün okul dönüşü eve koşarak geldi ve kendisini annesinin kollarına attı. Hıçkırıyordu... Bu onun yaşadığı ilk büyük hayal kırıklığıydı; Ağlayarak
"Büyük bir çocuk bana ucube dedi..."
Küçük çocuk bu kadersizliğiyle büyüdü. Arkadaşları tarafından seviliyordu ve oldukça da başarılı bir öğrenciydi. Sınıf başkanı bile olabilirdi; eğer insanların arasına karışmış olsaydı.Annesi, her zaman ona "Genç insanların arasına karışmalısın" diyordu, ancak aynı zamanda yüreğinde derin bir acıma ve şefkat hissediyordu. Delikanlının babası, aile doktoru ile oğlunun sorunu ile ilgili görüştü;
"Hiçbir şey yapılamaz mı?" diye sordu.
Doktor "Eğer bir çift kulak bulunabilirse, organ nakli yapılabilir" dedi.
Böylece genç bir adam için kulaklarını feda edecek birisi aranmaya başlandı. İki yıl geçti bir gün babası
"Hastaneye gidiyorsun oglum, annen ve ben, sana kulaklarını verecek birini bulduk ancak unutma bu bir sır" dedi.
Operasyon çok başarılı geçti ve adeta yeni bir insan yaratıldı. Yeni görünümüyle psikolojisi de düzelen genç, okulda ve sosyal hayatında büyük başarılar elde etti. Daha sonra evlendi ve diplomat oldu. Yıllar geçmişti, bir gün babasına gidip sordu:
"Bilmek zorundayım, bana bu kadar iyilik yapan kişi kim? Ben o insan için hiçbir sey yapamadım... Bir şey yapabileceğimi de sanmıyorum" dedi Babası, "fakat anlaşma kesin, şu anda öğrenemezsin, henüz değil..."
Bu derin sır yıllar boyunca gizlendi. Ancak bir gün açığa çıkma zamanı geldi... Hayatının en karanlık günlerinden birinde, annesinin cenazesi başında babasıyla birlikte bekliyordu. Babası yavaşça annesinin başına elini uzattı; Kızıl kahverengi saçlarını eliyle geriye doğru itti; annesinin kulakları yoktu.
"Annen hiçbir zaman saçını kestirmek zorunda kalmadığı için çok mutlu oldu" diye fısıldadı babası"..ve hiç kimse, annenin daha az güzel olduğunu düşünmedi değil mi?"
Gerçek güzellik fiziksel görünüşe bağlı degildir, ancak kalptedir! Gerçek mutluluk, gördüğün şeyde değil, asıl görünmeyen yerdedir...
Gerçek sevgi, yapıldığı bilinen şeyde değil, yapıldığı halde bilinmeyen şeydedir!" 



resim kaynak

14 Eylül 2013 Cumartesi

Annemizden öğreniriz...



İYİ YAPILMIŞ BİR İŞİ TAKDİR ETMEYİ
"Bana bakın, gidin birbirinizi dışarda gebertin, evi daha yeni temizledim...

DUALARIN GÜCÜNÜ:
"Yat kalk dua et ki baban müzik setinin bozulduğunu farketmedi..."

ZAMANA KARŞI YARIŞMAYI:
"O oyuncaklarını topla yoksa bi tekme attığım gibi hepsini karşı sahilden toplarsın.....

MANTIKLI DÜŞÜNMEYİ:
"Ben öyle diyosam öyledir...!!!"

HAYATIN TRAJİKOMİK YANLARINI:
"Sen daha orda gülmeye devam et, birazdan ben seni tam güldürücem..."

HAYATIN çelişkilerle DOLU OLDUĞUNU:
"Kapa çeneni ve çorbanı iç ..!!"

DAYANIKLI OLMAYI:
" O ıspanak bitene kadar sofradan kalkmak YOK..!!!"

HAVA RAPORU TAHMİNİ YAPMAYI:
" şu dağınıklığa bak... yabancı biri görse odanın ortasından kasırga geçmiş sanır..."

GENETİK BİLGİLERİ:
"Sen de o lanet olası babana çektin."

BİLGELİĞİ:
"Benim yaşıma gel de anlarsın o zaman."

ABARTMAYI:
"Sana 500 bin defa söyledim kirli ayakkabılarınla içeri girme diye..!!"

DAVRANIŞ PSİKOLOJİSİNİ:
"Babana çekeceğine biraz bana çekseydin noolurdu ..."

OLAĞANÜSTÜ DURUMLARA HAZIRLIKLI OLMAYI:
"Dinleme bakalım anne sözü dinlemee...!!! ''Kafana meteor düşecek kenara çekil" diye bağırsam onu bile dinlemezsin di mi......!!!!"

KISKANMAYI:
" Dünyada senin annen baban gibi mükemmel bi aileye sahip olmayan,
kaç milyon çocuk var biliyor musun..."

SABIRLI OLMAYI:
"Baban eve gelsin, sen görürsün''''

HAKKIMIZI ALACAĞIMIZI:
"Eve vardığımızda ben bilirim sana yapacağımı"

DİYALOG KURMAYI:
"Sana bir şey sorduğumda cevap ver...!!"
"Ne söyleyeyim anne?"
"Sus!! Bana cevap verme!!!"

TIP BİLGİLERİNİ:
"Gözlerini şaşı yaparken bir gün öyle kalıvereceksin"

OLGUN OLMAYI:
"Bu tabağın hepsini bitirmezsen asla büyüyemezsin."

İLERI GÖRÜŞLÜ OLMAYI:
"çıkmadan önce temiz bi camaşır giy.. yolda Allah korusun başına
birşey gelir, kirli çamaşırla etrafa rezil olursun."

VE...ADALETİ:
"Bir gün senin de çocukların olacak.. inşallah onlar da sana senin şimdi bana yaptıklarını yaparlar..."



3 Eylül 2013 Salı

Meşhur Anne replikleri :)


Terli terli su içme!
Tanımadığın adamların arabasına binme!
Taşa oturma karnın ağrır
O yemeği yemezsen arkandan ağlar
Saat 12 olmadan evde ol
Ben senin arkandan toplamak zorunda mıyım?
Ben senin iyliğini düşünüyorum
Benimle herşeyini paylaşabilirsin
Seni her halinle sevebilecek tek kişi biziz (Anne-baba)
Yine mi çorap giymedin hasta olacaksın
Artık çocuk değilsin
Daha çocuksun sen
Kim bu arkadaşın biz tanıyor muyuz?
Bir gün çocuğun olursa anlarsın
O köprüden atlasa sen de mi atlayacaksın?
Sırtına birşey al üşürsün
Saçlarını kurutmazsan hasta olacaksın
Kalk orda uyuma yavrum yerine git
Ulaşınca beni çaldır en azından yavrum
Yeter eve gel sabahtan beri dışarıdasın
Şu çekmeceni dağınık bırakma
Sırlarını kimseye anlatma bana anlat ya da anlatamıyorsan duvara anlat
Tanımadığın kişilerle konuşma
Tırnağını yeme
Ben sana demedim mi  o çocuktan hayır gelmez diye
Senden şüphem yok ama etraftakilere güvenmiyorum
Kapıyı kimseye açma
Boş vaktinde evde uyu dışarı çıkma
Az asitli içecekler tüket miden delinecek
Anahtarını unutma
Herkes arkadaşın olsun ama bir tane dostun olsun
Bilgisayarın başında o kadar oturma gözlerin bozulacak
Şu telefonu yastığın altına koyma
Evin içinde top oynama
Ayakkabılarını kapıda çıkar!
Sana bir şey sorduğumda cevap ver! Ne söyleyeyim anne? Sus! Bana cevap verme!
Baban eve gelsin sen görürsün
Dünyada senin annen baban gibi mükemmel bir aileye sahip olmayan kaç milyon çocuk var biliyor musun?
Babana sordun mu?

11 Haziran 2013 Salı

ANNENiN HiZMETE iHTiYACI VAR...


ANNENiN HiZMETE iHTiYACI VAR...

Köyümüz şehirden yüksek mi yüksek,Baban yaşlanıyor oğul, bilmem ki n'etsek?Söz dinlemiyor artık ahırdaki eşek,Gelinlerden biri gelip, hizmet etse oğul!

Sizi 9 ay 10 gün karnımda taşıdım,Beş oğul bir kızım için yaşadım,Şimdi halim kalmadı, gençliğimi boşadım,Gelinlerden biri gelip, hizmet etse oğul!

Köyde bacalar eskisi gibi tütmüyor,Çorba bile boğazımızdan geçmiyor,Takatimiz kalmadı işler bitmiyor,Gelinlerden biri gelip, hizmet etse oğul!

Geçenlerde kasabadan köye doktor geldi,Sağlam kimse kalmadı herkese ilâç verdi,Bana da 'Kendini yorma ansızın gidersin.' deyiverdi,Gelinlerden biri gelip, hizmet etse oğul!

Eskiden köyümüzde yağız delikanlılar vardı,Gelinler al duvak içinde, giderken ağlarlardı,Gençler köyü terkettiler, şimdi ihtiyarlar kaldı,Gelinlerden biri gelip, hizmet etse oğul!

Hani yalnız yaşayan komşumuz Ali Amca vardı,O da rahmetli oldu, cenazesi ortada kaldı,Mezarını kazacak delikanlı bulunamadı,Gelinlerden biri gelip, hizmet etse oğul!

Öğrenci yokluğundan artık okul kapalı,İhtiyarlayınca, babanın döküldü saçı sakalı,Benimde dizlerim tutmaz, ağır işlere bakalı,Gelinlerden biri gelip, hizmet etse oğul!

İmam bile usandı, tayin yaptırıp gitti.Bir ezan sesi duyuyorduk, o da bitti,Hastalıklar çoğaldı, artık canımıza yetti,Gelinlerden biri gelip, hizmet etse oğul!

Analarda ciğer, evlâtlarda merhamet olur,Gezen görür, yaşayan ölür, eden elbet bulur,Hayır duamızı alın biz ölmeden ne olur,Gelinlerden biri gelip, hizmet etse oğul!

Sizin huzurunuzu kaçırmak istemem,Gelinlerimi severim asla kin beslemem,Şimdi gelmezseniz cenazeme de istemem,Gelinlerden biri gelip, hizmet etse oğul!


OĞULLARIN ANALARINA CEVABI

(1. oğul)Ana, şimdi Akdeniz sahillerindeyiz,Buralar çok güzel size de tavsiye ederiz,Çocuklar diyor ki, 'Ölürüz de o köye gitmeyiz!'Kusura bakma, çocuklar istemezse biz gelemeyiz!

(2. oğul)Ana, mektup yazmışsın bize boşu boşuna,Çünkü daha açarken gitmedi hanımın hoşuna,İdare edin artık, bu sene de yalnız başına,Kusura bakma, ben hanımı gönderemem ana!
(3. oğul)Ana, gönderdiğin mektubu şimdi okudum hanıma,Dedi ki 'Bu devirde hizmet var mı Allahaşkına?'Ne olur, soğuk su katma benim pişmiş aşıma,Kusura bakma ana, gönderemem hanımı sana asla!

(4. oğul)Ana darılma, vakit bulup da mektubunu okuyamadım,Şimdi okuyunca ne demek istediğini çok iyi anladım.Benim hanımdan başka çağıracak gelin mi bulamadın?Kusura bakma gönderemem, hanım köye alışamaz ana!

(5. oğul)Ana, ağabeyim söyledi, hizmete benim hanımı çağırmışın,Olur mu öyle şey, doğalgazdan sobalı eve nasıl alışsın?Bir de önceden başlamış günleri var, yarım mı kalsın?Kusura bakma ana gönderemem, bu sene benimki kalsın!

(Ortak çözüm)Dört kardeş hanımlarıyla bir araya geldiler.'Anamızın isteği yerinde, âcil çözüm bulalım!' dediler.Biz ne yapacağız diye düşünürlerken, aklı gelinler verdiler.Kusura bakma ana, sana hizmete BACIMIZI uygun gördüler! '

(M. Odabaşı - 2009)



12 Mayıs 2013 Pazar

Gerçek Mutluluk,Gerçek Sevgi ve Gerçek Güzellik...



Bebeğimi görebilir miyim?..”
Dedi yeni anne..
Kucağına yumuşak bir bohça verildi ve mutlu anne, bebeğinin minik yüzünü görmek için kundağı açtı..
Şaşkınlıktan adeta nutku tutuluyordu.. “Bebeğinin kulakları yoktu..” Yanında duran doktora ağlayan gözlerle baktı genç kadın..

“Bebeğinizin duyma yetisi bu durumdan etkilenmeyecek..” dedi doktor,

“Sadece görüntüsünü etkileyen bir yoksunluğu var..”

Aradan yıllar geçti, çocuk büyüdü ve okula başladı..

Bir gün okul dönüşü koşarak eve geldi ve kendisini annesinin kollarına attı.. Hıçkırıyordu..

“Büyük bir çocuk okulda bana bugün ucube dedi anne..” diye haykırıyordu..

Küçük çocuk bu kadersizlikle büyüdü.. Arkadaşları tarafından seviliyordu ve oldukça başarılı bir öğrenciydi..

Ancak insanların arasına karışmaya çekiniyordu.

Annesi her zaman ona, “genç insanların arasına karışmalısın” diye öğüt veriyor ama yüreğinde çocuğuna karşı derin bir acıma ve şefkat hissediyordu..

Sonunda bir gün delikanlının babası aile doktoru ile oğlunun sorununu bir kez daha görüşmeye karar verdi..

-Hiçbir şey yapılamaz mı doktor bey?.. Doktor, “Eğer bir çift kulak bulunabilirse organ nakli yapılabilir..” Yanıtını verdi.

Bunun üzerine, delikanlı için kulaklarını feda edebilecek birisi aranmaya başlandı.

İki yıl geçti ve bir gün babası “Hastaneye gidiyorsun oğlum.. Annen ve ben sana kulaklarını verecek birini bulduk.. Ama unutma veren kişi bunu bir sır olarak tutmak istiyor..”

Operasyon çok başarılı geçti ve adeta yeni bir insan yaratıldı.. Yeni görüntüsüyle psikolojisi de düzelen genç, okulda ve sosyal hayatında büyük başarılar elde etti..

Daha sonra evlendi ve diplomat oldu. Yıllar geçti.. Bir gün babasına gidip sordu:

-Bilmek zorundayım.. Bana bu kadar iyilik yapan kişi kim?.. Ben o insan için hiçbir şey yapmadım..

“Bir şey yapabileceğini sanmıyorum..” dedi babası, “Fakat anlaşma kesin şu anda öğrenemezsin.. Henüz değil..”

Bu derin sır yıllarca gizlendi.. Ancak bir gün açığa çıkma zamanı geldi.. Hayatının en karanlık günlerinden birinde, annesinin cenazesi başında babasıyla birlikte bekliyordu..

Babası yavaşça annesinin başına elini uzattı; kızıl kahverengi saçlarını eliyle geriye doğru itti; annesinin kulakları yoktu..

“Annen hiçbir zaman saçlarını kestirmek zorunda kalmadığı için mutluluğu hiç eksilmedi” diye fısıldadı babası..

“Gerçek mutluluk, gördüğün şeyde değil, asıl görünmeyen yerdedir. Gerçek güzellik fiziksel görünüşte değil kalptedir.. Gerçek sevgi, yapıldığı bilinen şeyde değil, yapıldığı halde bilinmeyen şeydedir..”



11 Mayıs 2013 Cumartesi

Annelik....



Dünyada karşılık beklemeden börek yapan tek insandır .
Karşılıksız sevginin ete kemiğe bürünmüş halidir !
Ne kadar üzsen de
10 dakka sonra seni affeden zarif bir türdür,
yağlı bile olsa tiksinmeden saçını okşayan,
kucağına yatıran,
öpüp koklayan tek varlıktır,
meleğin süt verebilenidir.
Yarasın diye
muhallebinin içine ciğer katarak
çocuğuna yediren manyaklık derecesinde yaratıcıdır.
Yemek yemeyen çocuğun dikkatini çekmek için
elindeki tencere ve tavalarla maymunluk yapabilen kişidir.
Kafayı çocuklarıyla bozmuş,
göbek bağı kopsa da yürek bağı asla kopmayan,
sevgi dolu fedakar insan dişisidir.
Bulaşık,ütü, vb yaparken bile
otomatik olarak çene çalan,
kendi kendine konuşan,
anne ne diyon dediğinizde
'sen kendi işine bak,
bi de senle uğraşmayayım şeklinde asortik cevaplar verendir,
"Yemek uzmanı, düzen insanı,
bilgili, kültürlü - her şeyi bilen şahsiyettir.
Yavrularını yol tarafından değil,
kaldırım tarafından yürütendir.
Dizi dizi incidir
lakin gerektiğinde laf sokma dalında da birincidir.
Sevgiliden ayrılma haberi verildiğinde,
"amaaan ben sana daha güzelini bulurum"
diyebilen komik bir karakterdir,
''Oğlum/kızım aradım yoktun.
Ben de mesaj atayım dedim sana.
Gelince ara beni emi aslan evladım.
Kara börülcem benim öptüm annen''
şeklinde mesajlar atabilen tedirgin insandır.
ama...ama
dünyanın en güzel kucağına sahip,
en güzel kokan,harikulade bir varlıktır.
Olmadık yerlerde
"iyi ki doğurmuşum ulen seni!" diyen
ve benim hatırıma
benimle freddy mercury dinleyen bir sabır ağacıdır.
Evlatlarını asla ayırmayan,
aynı zamanda birbirinden koruyan güç abidesidir.
Evde biryere uzandığınız an
orada temizlik yapacağı tutan,
temizlik konusunda kayışı kopardığından
temizlikçi gelecek diye evi temizleyen
balans ayarı kaçmış temizlik kaynağıdır,
Mutfakta yaşayan,
evde herkesi idare eden bi tür canlıdır,
İyiliğin,
merhametin,
acaip bir şefkatin,
sadakatin,
sevginin güçlerini birleştirdiği sonsuz kişidir !!
Oğlunun damat - kızının gelin olduğunu görünce,
çocuğu mezun olunca,
çocuğu gol atınca,
çocuğu hasta olunca,
çocuğu askere gidince,
asmalı kabağı seyredince,
dolar yükselince
velhasıl buna benzer bissürrü şeye ağlayabilen,
bu yazıyı okurken duygulanıp - gözleri dolabilen,
ağlamaya meyilli bir yapısı olan duygu pınarıdır.

17 Nisan 2013 Çarşamba



Acaba anne olunca insanın hayatınızda neler değişiyor?
Şüphesiz ki cevabınız ”çok şey” olacaktır. İşte, bu ”çokları” maddelendirildi  veee o uzun liste

1) Artık çiçek koklamamaya başlarsınız. Bunun yerine bebeğinizi koklamaya başlarsınız,
2) Hiçbir şeyden korkmadığınızı düşündüğünüz anda yepyeni korkuların sahibi olmaya başlarsınız,
3) Nihayet kendi vücudunuza saygı göstermeye başlarsınız,
4) Anne-babanıza daha fazla saygı göstermeye başlarsınız,
5) Bebeğinizin ağrılarının, sizin kendi ağrılarınızdan daha yaralayıcı olduğunu hissedersiniz,
6) Kalbinizin daha kolay kırıldığını görmeye başlarsınız,
7) Hayatınızın yeni anlamını günde ”bir milyon kez” düşündüğünüz olur,
8 ) Her yeni günün size yeni bir sürpriz getirebileceğini görürsünüz,
9) Aynaya bakarken kendinize değil de, kucağınızdaki mucizeye baktığınızı fark edersiniz,
10) Sabahın erken saatleri olduğunu da keşfedersiniz(!),
11) İşlere nasıl yetiştiğinize kendiniz dahi şaşırıp kalırsınız,
12) Cumartesi akşamı saat 21.00′de de uykuya dalınabileceğini öğrenirsiniz,
13) İşlerinizi saate göre değil, bebeğinizin programına göre ayarlamaya başlarsınız,
14) İşe geç kalacağınızı bilseniz de küçücük bir öpücük için zaman harcarsınız,
15) Dünyayı değiştirme istekliliğinizdeki güce, inanamazsınız,
16) Göğüslerinizin asıl anlamının ne olduğunu en sonunda anlarsınız,
17) Çocuğunuza baktıkça ”ne büyük iş başarıyorum, Allahım” diye haykırmak istersiniz,
18) Bebeğinize daha iyi bakmak için kendinize daha iyi baktığınızı görürsünüz (Emziren annelerin kocaman bir helva tabakasını mideye bir seferde indirmeleri gibi!)
19) Sorumluluklarınızın artışına şaşırırsınız,
20) Günlerce uykusuz da yaşayabildiğinizi öğrenirsiniz,
21) Her şeye bir de çocukların gözüyle bakmaya başlarsınız, örneğin balonların ne kadar eğlenceli olabileceğini yeniden anlarsınız,
22) Çocuğunuz, göğsünüzde uyuyunca çift değil, tek bir yürek sesi duyarsınız,
23) İçgüdünün ne olduğunu anlarsınız,
24) Sevginin aslında sınırı olmadığını öğrenirsiniz

11 Mart 2013 Pazartesi

ANNELERE...




Anne demek;
* Yenilen her lokmadan sonra alkış kıyamet koparan,şenlik havasına bürünendir.
* Çıkan her pirinç tanesi diş için tüm hısım akrabaya telefon açandır.
* Tüm hafta hayalini kurduğu pazar kahvaltısına oturup asla yiyemeden kalkandır.
* Sabaha kadar kırk sefer uyanarak,sabah kalkıp zombi gibi işe gitmektir.
* İşten eve geç gelmenin vicdan azabıyla bebeklerinin yanına kıvrılıp saatlerce koklayandır.
* Tatil yapamamanın kitabını yazandır.
* Eskiden hergün uğradığı kuaförünün yolunu unutandır.
* Çaydanlığın kapağı ile pet şişeyi kapatmaya çalışandır.
* Parça pinçik olmuş pazar gazetesini birleştirip okumaya çalışandır.
* Gecenin bir yarısı gözü kapalı süt ısıtıp,gözü kapalı geri dönendir.
* Saatlerce leblebi parmaklı ayakları öpmekten sonsuz keyif alandır.
* Temcid pilavı tadındaki baby tv yi seyretmektir.
* Bebek şef şarkısı söyleyerek,fırsat bu fırsat deyip birşeyler yedirmeye çalışmaktır.
* Üzümün çekirdeklerini tek tek çıkarmak,mısırı tanelere ayırmaktır.
* İşten yeni gelmiş ve içeri ilk adımı atmışken,"Anne atttaaaaa" sözleriyle çark edip,en yakın parkın yolunu tutmaktır.
* Anne demek bebek havuzunda yüzmektir.
* Başka bir anneyi nerede görürse görsün "Seni çok iyi anlıyorum tatlım"bakışı atandır.
* Aşı takvimini ezbere bilendir.
* Kazara kendi için alışverişe gidip nasıl olduysa bebek kıyafeti dolu poşetlerle geri dönendir.
* Ne kadar sert olursa olsun hayır demeyi beceremeyendir.
* İşe yetişmek için düğmelerini bahçede ilikleyendir.
* Uyduruk ninni besteleyendir.
* Çantasında sürekli Oyuncak kurbacık,ıslak mendil ve kreker taşıyandır.
* Son teknoloji telefonu denize atıldığında ,diken diken olmuş her bir saçına rağmen,annecim telefonlar yüzemez diyebilendir.
* Anne demek eskisinden bin kat daha güçlü olmak demektir.
* Anne demek hayatının sonuna kadar ve sonunun da ötesinde birileri için endişelenmektir.
* Anne demek iki küçük melekle,gururla,küçük dağları ben yarattım edasında yürüyebilmektir.
* Anne demek yüreyini parçalara bölüp herbir parçayı özenle onlara sunmaktır.
* Anne demek 9 ay karnında taşımak değil,ömrünün sonuna kadar yüreğinde taşımaktır.