7 Kasım 2013 Perşembe

YARIM KALAN AŞK :)



 Rasim, bir akşam okuldan döndüğü vakit, kendi ismine gelmiş bir zarf buldu. İçinde, çiçekli bir kağıt üstüne, şu satırlar yazılıydı: "Rasim Bey, Ben sizi uzaktan uzağa seven bir genç kızım. Çok güzel olduğumu korkmadan söyleyebilirim. Dünyada en büyük emelim sizin tarafınızdan sevilmek ve sizin eşiniz olmaktır. Fakat yaşlarımız çok küçük olduğu için zannederim ki birkaç sene beklemek gerekecek. Şimdilik kendimi size  tanıtmayacağım. Mektuplarınızı ..... adresine taahhütlü olarak gönderiniz. Benim çok mutaassıp bir beybabam vardır ki, çok az sokağa çıkmama müsaade eder. Bununla birlikte belki bir gün    ayaküstü görüşebiliriz. Kendimi şimdiden sevgiliniz ve nişanlınız saydığım için sizinle görüşmeyi fena ve ayıp bir şey saymıyorum. Evde yalnızlıktan çok canım sıkılıyor. Mektuplarınız benim için bir teselli olacaktır." On altı yaşına gelmiş her okul çocuğu gibi, Rasim için de hayatta sevilip sevmekten daha önemli bir şey yoktu. Bu mektubu okur okumaz yüreğine birateş düştü. Tanımadığı bu kızı deli gibi sevmeye başladı. O gece sinemaya gidecekti, vazgeçti, erkenden odasına çekilerek kendisini seven bu genç kıza uzun bir mektup yazdı . Mektubu posta kutusuna attığı zaman birdenbire on yaş büyümüş gibi gurur duyuyordu. İsminin Bedia olduğunu söyleyen bu genç kız, Rasim'in mektuplarına düzenli olarak cevap veriyor, eğer bir iki gün geciktirecek olursa kıyametleri koparıyordu. "Sizi ne kadar sevdiğini ve sizin mektuplarınızdan başka tesellisi olmadığını söyleyen bir zavallı kızın gözlerini yollarda bırakmak doğru olur mu? Hem mektuplarınızı çok kısa yazıyorsunuz. Bir rica daha:  mektuplarınızı biraz okunaklı yazıyla yazamaz mısınız?" Genç okullu, akşamları erkenden odasına kapanıyor, sevgilisine kendini beğendirmek  için saatlerce  müsveddeler yaparak, kitaplar gibi uzun mektuplar yazıyordu. Bedia ayni zamanda meraklı bir kızdı. Bazen şöyle sorular sorduğu da oluyordu:  "Evlendiğimiz zaman balayımızı geçirmek için acaba İtalya'ya mi gidelim, İsveç'e mi? Bu iki memleket acaba nasıldır? Halkı nasıl yaşar ne iş görür? Oralara gitmek için hangi denizlerden hangi memleketlerden geçilir?" Yahut da "Sen Abdülhak Hamit Bey'in Eşber'ini okudun mu? Nerelerini en çok beğendiysen yaz da ben de okuyayım..." Genç okullu,  nişanlısına karşı küçük düşmemek için, coğrafya ve edebiyat kitapları karıştırıyor, onun istediği bilgiyi toplamak için günlerce çırpınıyordu. Bedia bir mektubunda ona şöyle darıldı: "Sizinle muhakkak görüşmeye karar vermiştim. Dün okul dönüşünde yolunuzu bekledim. Fakat bir genç kızın sevgilisi olduğunuzu hatırlamamış, çok fena   giyinmiştiniz.  Üstünüz başınız, ayakkabınız çamur içindeydi. Çocuk gibi arkadaşalarınızla   mı boğuştunuz acaba? Bunu görünce sizi mahcup etmekten korkarak yanınıza gelemedim." Rasim fena halde utandı ve üzüldü. O günden sonra olağanüstü dikkat ve özenle giyinmeye başladı. Bedia bir kere de  onun okuldan çıkar çıkmaz eve gitmemesinden, geceye kadar sokakta dolaşmasından şikayet etmişti. Acaba kendisi evde onun için ağlarken, o, başka kızların peşinde mi geziyordu? Rasim dünyada Bedia'sından başka hiçbir kızı sevemeyeceğini yeminlerle yazdı ve sokakta dolaşmaya, tesadüf ettiği kızlara göz ucuyla bile bakmaya cesaret edemez oldu. Bir akşam, Rasim'in annesi Nedime Hanım kocası Ahmet Beyi matemli bir çehre ile karşıladı, ağlamaklı bir tavırla: "Ah Bey, başımıza gelenleri sorma. Oğlumuza Bedia isminde bir kız musallat olmuş. Bugün Rasim'in odasını düzeltirken mektuplarını  buldum. Evladımız elden gidiyor. Bir çare bul." Ahmet Bey'de hiçbir meraklanma işareti görünmüyor, tersine kıs kıs gülüyordu. Sesini alçaltarak: "Korkma Hanım," dedi, "oğlana aşk mektuplarını yazan kız benim! Oğlandaki haylazlık arttıkça artıyordu. Ne okuldaki öğretmenler, ne ben, bütün gayretimize  rağmen, ona doğru dürüst yazmayı bile öğretemiyorduk. Nihayet düşüne düşüne bu çareyi buldum. Rasim'in kıza yazdığı mektuplar sayesinde yeni yazıyı mutlaka öğreneceğinden ve bu sene sınıf geçeceğinden eminim.  Doğrusunu istersen, ben de eski yazıyı bir zamanlar sana mektup yaza yaza  öğrenmiştim."


resim kaynak

10 yorum:

  1. Çocuğun duygularıyla oynamışlar bence, sonuç tam bir yıkım olacak:)

    YanıtlaSil
  2. çok lilginç ve hoş ...amaaaaaa..hoşluğunun yanında sonucu düşünecek olursak baba oğlunun biraz da duygularıyla oynamış olmuyor mu alanaycım..sevigler cnm

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. evet oynamış oluyor da çaresiz kalınca napsın adamcağız denize düşen yılana sarılır misali denemiş :))

      Sil
  3. Çok ilginç ve güzel bir hikaye. Okuduktan sonra "zavalı çocuk, Bedia'nın olmayan bir karakter olduğunu öğrendiği zaman kim bilir nasıl hayal kırıklığına uğrayacak!" diye düşünmekten de kendimi alamadım. Babasının yaptığı acaba doğru mu? diye de düşünmedim değil.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. ben de kararsız kaldım bu konuda bir yandan ortaya güzel bir sonuç çıkıyor bir yandan o sonuç için denenen yolun sonu zor görünüyor :)

      Sil
  4. hani uzaklarda bir yerlerde bir akraba, bir dost, sevilen biri vardır. bilirsiniz orada olduğunu, sizin dediğiniz gibi aynı yıldızlara baktığınızı. o hiç beklenmez. sonra bir gün bir anda, öyle bir anda kapı çalar, açarsınız karşınızda. iyi ki geldin dersiniz iyi ki geldin. hiç beklemediğinizin aslında hep beklediğiniz olduğunu fark edersiniz. siz de bize öyle geldiniz. öce 'ye hoş geldiniz.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. hoşbuldum güzel buldum.çok teşekkür ederim..

      Sil
  5. İlginç,hoş ve güzel yanını bir yana bırakırsak,çocuğun hayalleriyle oynanmış kısmına değinmeden edemeyeceğim.Aşkın gücünü böylece bir kere daha görmüş de olduk :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. haklısın sevgili reyhan bende ilk okuduğumda bu şekilde düşündüm ama ,çare aramış baba işte.

      Sil